Bazen insanın içine taa yüreğine kadar olan yere bir kırgınlık oturur ve kalkmaz içi boştur kırılan yerin ve tamiri ancak kıranın elindedir.En zoru olgunluğun verdiği gurur ve korkaklıktır ne yaparsan yap dilin dönmez sevgiliye al sen kırdın sen tamir et diyemezsin o da zaten gelmez, seninse gidecek hiçbir yerin yoktur bırakıldığın yerde demirlemiş bir gemi gibisindir , dünya çıkmaz bir sokak oyunu oynar sana, o dar alanda kaybolursun,kelimeler kelimelere ağır gelir sonra , acı denilen o melun şey dilini makaslar .Susarsın derdini diyemezsin kimselere .
Artık bir boşlukta kırıksındır daha yumruk yemeden nakavt olmuş bir zavallı.Seni yüz üstü düşürenin ellerinden tutup seni kaldıracağını hala ümit ediyorsun değil mi ? Oysa o senin üstüne basıp basıp geçti… Hala tek taraflı seviyor ve dostlarına – o da beni seviyor , aşk bazen gitmektir , siniri geçsin elbet dönecek(li) cümleler kuruyorsun değilmi.. tabi arkadaşların da buna inanmıyor ama sen mutlu ol diye de senin başta kendini kandırdığın gibi onlarda seni senin bahanelerinle kandırıyor değil mi ve sen bunların hepsini biliyor ama inanmak istiyorsun… uçurumdan düşmek değilmi bu … katilinin en sevdiğinin kıyamadığın o kişi olduğunu bilmek kırık canını paramparça ediyor öyle değilmi.
 
Aşık olmak suçlu olmakmıydı
Hani herşeyini verirsin de ..
O herşeyini alıp gider
Kırıklığınla kalırsın…
Hem vardır herkesin dallarını kıran bir göçebe kuşu.. vardır .
göçebeler ya nasıl olsa geldikleri gibi giderler hep.