in

2010 Kuşağı Öykü Kanonu Soruşturması – 2: Onur Çalı

“2010 Kuşağı Öykü Kanonu” adını verdiğimiz ve Türk öyküsüne dergilerde, kitaplarda hayat veren yazarlarımızla birlikte bir soruşturma gerçekleştiriyoruz. Öykücüler hem kendilerini anlatacak hem de öykü anlayışlarının penceresindeki görünen dünyayı bize aktaracaktır. İkinci yayınımızda soruşturmamıza yanıt veren öykücü Onur Çalı olacak. Mütercim ve öykücü. 1984’te İzmir’in Bergama ilçesinde doğdu. Şu anda Ankara’da yaşamaktadır. Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde okumuştur. Eksik Yıl 2012 yılında Sıcak Nal Yayınları’ndan çıkmıştır. İkinci öykü kitabı Geçen Sene Doğanlar 2014 yılının Ocak ayında Alakarga Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Üçüncü kitabı Huma Kuşları Nisan 2015 yılında okuyucuyla buluşmuştur. Kaplumbağa Makamı ise 2019 yılının Nisan ayında yayınlanmıştır. 2007 yılında kurduğu “Parşömen Sanal Fanzin” yayınına devam etmektedir. Çevirileri ve öyküleri NotosSarnıç ÖyküDünyanın Öyküsü dergilerinde yayımlanmıştır.

 

1- Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?

Öncelikle bir şerh düşmek isterim. Öyküde bir “2010 Kuşağı”ndan ya da “2010 Kuşağı Öykücüleri”nden bahsedebilir miyiz, emin değilim. Kuşak tartışmaları ya da tanımlamaları, üzerinden zaman geçtikten sonra daha sağlıklı yapılabilir diye düşünüyorum. Eğer bir 2000 Kuşağı varsa ben belki ona dahil edilebilirim. Nedir, bunu da zaman belirleyecektir.

Ben Balkan “macırı” bir aileden geliyorum. Hem anne hem de baba tarafımdan. Ne yazık ki Türkçe dışında bir dilde yazamıyorum. Türkçe çok güzel bir dil ama diğer diller de çok güzel. Dolayısıyla, evet, yazdıklarımı Türkçenin içinden, Türkçeyle ve Türkçe yazılmış eserlere dayanarak yazıyorum. Bir yazarın yazdığı dile borcunun ödemesinin tek yolu vardır: İyi metinler yazmak. Çabalıyorum.

 

2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?

Çok kapsamlı cevap gerektiren bir soru bu. Gelecekteki halini bilemem (mütercimim, müneccim değil), ama şimdiki haline dair söyleyecek çok şey var.

Bugün çok fazla, çok çok fazla öykü yazılıyor. İyi öyküler de yazılıyor. Tekrar gibi olacak ama “öykünün şimdiki halinin” sağlıklı bir fotoğrafı da, ancak üzerinden zaman geçtikten sonra ortaya konabilir bana kalırsa.

 

3-Öykü hayatın neresindedir?                                             

Öykünün “hayatın” dışında olmasına imkan yok.

 

4- Öykünün penceresinden Türk şiiri nasıl görünüyor?

(50 Kuşağı öykücüleriyle İkinci Yeni şairleri arasındaki bağlara, bağlantılara ya da etkileşime dair yazılara, araştırmalara, tezlere rastladınız mı? Çok ilgi çekici bir konu aslında.)

Türk şiiri çok “büyük” bir kavram. Bugün yazılan şiirle bugün yazılan öykü arasındaki bağı soruyorsanız eğer, bilmiyorum. Edebiyat tarihçileri, akademisyenler, eleştirmenler daha iyi değerlendirebilirler bunu.

Ben elimden geldiğince şiiri de takip etmeye çalışıyorum.

 

5- Yeni medya, edebiyat ve sanata nasıl katkılar veriyor?

Sosyal medyayı kastediyorsunuz. Edebi anlamda bir katkısının olduğunu sanmıyorum. Yazarlar, eskisine göre daha görünür oldular. Herhalde böyle bir etkisi var.

 

6- Türk edebiyatındaki eleştirinin icrası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Keşke daha canlı bir eleştiri ortamımız olsa.

7- Yeryüzüne dayanabilmek, özgürlüğe kaçmak için ne/ler yapıyorsunuz?

Okuyorum, yazıyorum, içiyorum. Yaşamayı sevmeye çabalıyorum.

 

8- Politik düşünceniz bu ülkeye neler söylüyor?

Benim durduğum ve baktığım yerden görünen şu: Evrensel hukuk ilkelerinin işlemediği, temel hak ve özgürlüklerin biteviye çiğnendiği, gelir adaletsizliğinin had safhada olduğu, işsizlik ve enflasyonun tavan yaptığı, daimi bir korku, cezalandırma tehdidi ve paranoyanın hüküm sürdüğü, işçi ölümlerinin çok olduğu bir yer. İnsanların “maddi durumlarından” dolayı topluca intihar ettiği, delirdiği, mutsuzluktan ölünecek olsaydı, mutsuzluktan ölecekleri bir yer.

Adaletin olmadığı bir yer. Adaleti sağlamak için insanoğlunun bulduğu bir araç var, hukuk diyorlar. Nasıl bir hukuk, neyin hukuku sorusu da var tabi…

 

9- Sanat muhalif midir?

Evet. Sanattan ne anladığınıza bağlı olarak değişir ama evet, elbette muhaliftir. Bu dünyaya dair bir “derdi” olmayan neden sanat yapsın?

 

10- Bu sözcükler hakkında ne düşünüyorsunuz: Kader, gelecek, günah, ölüm, rüya, kayıp, zaman.

Kader ve günah, dini terimler. Herkesin inancına göre anlamları değişebilir. Yine herkesin dini inanışına/inanmayışına göre “anlamsız” sözcükler de olabilirler. Bana gelince, “bilmiyorum.”

Ölüm: İyi ki var.

Rüya: Ezginin Günlüğü’nün en sevdiğim albümü.

Kayıp: Cumartesi Anneleri.

Zaman: Büyük usta, iyi eleştirmen, gaddar dostu insanın.

Gelecek: Yaptıklarımızla, yapmadıklarımızla, itirazlarımızla ve kabullerimizle geleceği biz inşa ediyoruz. Nasıl inşa ediyorsak, öyle bir gelecek bekliyor bizi.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

M. Fatih Kutlubay ile Röportaj: ”Öykü benim için bir kaçış odası”

2010 Kuşağı Öykü Kanonu Soruşturması – 3: Ahmet Hakan Karataş