in

Anlatamadığım Şeyler

Yolumun sonunda uçurum olduğunu bilerek koşuyorum artık. Yaklaştıkça daha hızlı koşmaya başlayacağım. Daha hızlı ve daha… Uçurumun sonunda uçabilirim belki. Birkaç saniye bile olsa, yere çakılmadan evvel uçabildiğimi hissetsem yeter bana.

Gözlerim acısa da, göz pınarlarım kurusa da şimdi yine ağlayacağımı söyleyebilirim. Acıkmış ve henüz konuşamayan bir bebek gibi anlatacağım size. Ben ağladıkça siz anlamayacaksınız. Daha fazla ağlayacağım. Başka nasıl anlatılabilir ki bu içime sığmayan acı? Anlatamadıkça ağlayacağım. Anlatamıyorum. Sahi bu acı kelimelere hayat verebilir mi, beni içten içe sessizce öldürürken? Kelimelerle anlatılabilseydi anlayabilir miydiniz?

Ben, ölüyorum. Hissedebiliyorum, o kadar yakın ki artık bana. Ölümün soğuk nefesini ensemde hissediyorum. Kendimi bırakırsam kaybolacağım. Kendimden başka tutunabileceğim hiçbir dalım kalmadı. Ben de kendimi bırakırsam…

Her neyse, sözlerimin kimseyi incitmemesini isterim. Konuşunca incitiyor, biliyorum. O yüzden susuyorum. O yüzden yazıyorum. Konuşturmayın beni. Elime kağıt kalem tutuşturun, ne bileyim bir şarkı söyletin ama konuşturmayın. Kalbinizde unutamayacağınız çizikler bırakmak istemem. Söylediklerimin sizi derin derin düşündürmesini, gözlerinizden akıp yüzünüzde gezinmesini hiç istemem.

Beni yalnız bırakın. Buna alışkınım ben. Dört duvar arasında başka bir “ben” bulmaya, onunla konuşmaya, onu kırmaya, bağırmaya alışkınım. Kalbimin kırıklarını aldırıp bir çuvala doldurmaya, o çuvalı sırtlayıp yanımda taşımaya alışkınım. Yalnızlığa alışkınım ben, bozmayın dengemi. Konuşurum, susamam.

Kimse fark etmeden erimek ne kadar acı bir şeymiş meğer. Mum gibi hissediyorum, biliyor musunuz? Etrafını aydınlatan ama kendine yararı olmayan hatta yavaş yavaş eriyip küçülen bir mum gibi. O kadar korkuyorum ki. Ya fark edilirsem? Ya eridiğim hatta yok olmak üzere olduğumu görürlerse? Bana acırlar. Acımasınlar. Acınmaya da insanlara da ihtiyacım yok benim. Hiçbir şeye ihtiyacım yok.

Komik, biliyorum ama bazen de fark etmeyecekler diye ödüm kopuyor. Ne istediğimi ben de tam anlamıyla bilmiyorum. Fark etmelerini isterdim çünkü belki bir gün rahat nefes alabilirim, korkularıma yenik düşmeden. Belki kıyıda köşede küçük de olsa yaralarımı saracak kadar umut bulurum.

Hiç umudum yokken şimdi “belki umut bulurum” dediysem umut vardır belki de. Umut vardır da beni hangi umut bu çıkmazdan çıkarır ki? Hangi umut bu sonsuz boşluktan beni çekip alabilir, hangi umut kabuslarımdan uyandırabilir beni?

Yani şimdi, iyi miyim ben? İyi olduğumu söylediğimde buna inanmanız zor olmuyor mu? Ben nasıl iyi olunabileceğini bile bilmiyorum. Hiç iyi olmadım ki bugüne kadar. “iyiyim” benim için bir dil alışkanlığı sadece. Sizin söyledikleriniz nasıl “sözde” ise benim de “iyiyim”lerim sözde.

Kabuslarından korkmaktan uyuyamayan bir insan artık kabuslarına koşuyorsa nasıl iyi olabilir? İlaçlarını günlere bölen bir insan onları artık çöpe atıyorsa nasıl iyi olabilir ki? Önceden sadece duyuyorken şimdi cevap verebiliyorsa iyi olabilir mi?

Gelip bana korkak olduğumu, sorunlarımdan kaçtığımı söylemeyin sakın. Onların sadece içimde büyüyüp çoğalan “basit” bir şey olduğunu sanıyorsunuz. Bilmiyorsunuz çünkü. Asıl sorunun “ben” olduğunu kimse bilmiyor.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Yorumlar

Leave a Reply
  1. Yine heyecanla keşfettim bir kalbi…sanki kendimin eksik kalan yazılmamış bir metni. Sanki biraz benim kalbimde misafir olmuşsun ya da ben gelmişim sana.Ama ben de umutsuzum yazar biliyorum Sezen Aksu ne demiş “Kimse kimseyi çözemez o kadar derine inemez”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

10 Points
Sevdim Sevmedim
Yazar

Yazar isra

duyuru: heybedar içerik onayı için editör alınacaktır.

SİLİNMEYEN KALEM İZİ