in

Beklenen Anadol 2

-İkinci Kısım-

Birkaç dakika sonra Ali elinde sapanla geldi:

– Dikkat edive ha! Çok kalitelidir.

Yusuf kafasını sallayıp sapanı elinden aldı. Mehmet’le tekrar çeşme başına, çocukların yanına yola koyuldular. Yusuf hafif asık bir suratla:

– İyi de Mehmet ben sapan kullanmasını bilmem ki.

– Aman Yusuf’um nolcek öğreniverirsin şimdi.

İkisinin de eli birbirinin omzunda çeşme başındaki çocukların yanına vardılar. Mehmet “Ee, nerdeki kuşları vuruyoz şimdi?” diyerek ortaya atıldı.

Çocuklardan biri:

– Bu saatte tarlaya gidemeyiz. Herkes iş işliyodur. Kuş muş kalmamıştır. Köyün içinde kimselere yakalanmadan vuralım.

Yusuf söze girdi:

– Bi’ gören olursa ya da maazallah birinin camına atına denk gelirse kime ne deriz? Hepimizin bubası didesi kızar bize.

Çocukların içinden göbekli; eli, yüzü, giydiği gömleği pislik içinde bir çocuk sıyrıldı: “ Sen de amma korkak çıktın. Şehirde hiç mi görmedin?” dedi Yusuf’un omzundan iterek.

Göbeklinin bu hareketine diğer bütün çocuklar ve kendisi güldü. Anlaşılıyordu ki göbeklinin sözü diğerlerine geçen cinstendi. Yusuf olanları idrak etmeye çalışırken Mehmet, daha fazla altta kalmaya dayanamayarak bir güçle çocuğu itti. İşte, ne olduysa da o andan sonra oldu. Diğer çocuklar Mehmet ve Yusuf’a vuruyor, Yusuf hareketsiz kalıyor, Mehmet ise Yusuf’u korumaya çalışırken ardı ardına yumruk yiyordu. Sonunda korkulan oldu. İçlerinden biri sapanına yerleştirdiği taşı öyle bir fırlattı ki taş zavallı Yusuf’un kaşına yerleşip kaldı. O andan itibaren bütün çocuklar bilye gibi dağıldı. Koskoca alanda Mehmet ve Yusuf tek başlarına kalmışlardı.

Yusuf’un acısı ikiye katlanmıştı. Hem kanının sıcak akışını hissettikçe daha da korkuyor hem de dedesine ne diyeceğini düşünüyordu. Gözyaşları istemsizce akıyor, esmer teninde kuruyarak beyaz yollar bırakıyordu. Mehmet ise sürekli konuşuyordu:

– Korkma Yusuf’um. Ah ah! Ben onları bubama şikayet edip tüfekle kapılarına dayandırtmaz mıyım? Onlar görür daha dur sen Yusuf’um üzülme. Gel sen ben senin yüzünü yıkayam bi’ sonra götürürüm eve.

Mehmet nazik nazik arkadaşının yüzünü yıkayıp koluna girdi ve Yusuf’u evinin yoluna soktu. Yusuf’un ise eve yaklaştıkça korkusu artıyor ve dedesine vereceği cevapları tek tek düşünüp duruyordu. Nihayet eve vardıklarında Yusuf zoraki Mehmet’i kapıdan göndermişti çünkü Mehmet arkadaşını bırakmak istemiyor, durumu ihtiyara izah etmek istiyordu.

Yusuf bir cesaret kapıdan içeri girip başını somyada uzanarak radyo dinleyen dedesine doğrulttu. Dedesinden önce nenesinin başını tespihten kaldırıp Yusuf’a doğru bakmasıyla attığı şaşkınlık naraları, dedesinin de başını kaldırıp bütün olan bitenle aniden karşı karşıya gelmesine sebep olmuştu.

Nenesi Yusuf’a telaşla sorgu sual uygularken, dedesi bir hışımla zavallı çocuğun üstüne yürüdü. O sırada torununun yarasına bakmak isteyen kadıncağızı kolundan tutup engelledi. Bağırarak:

– Bırak şimdi şu veledin yarasını!

Bağırmaya devam etti:

– Nettin len sen öyle ha? Bu yüzünün hali ne eşşek sıpası?

Yusuf incecik bir sesle:

– Dide biz çocuklarla kuş vuralım dediydik de. Sapandaki taş bana geldi.

Dedesi bağırarak devam etti:

– Ne kuşu, ne sapanı len?

İhtiyar çocukcağızın sağ kulağından çekip sol yanağına sertçe bir tokat patlattı.

– Nerden, kimden buldun len sapanı sen bakem? Şehirden mi gettin?

– Yok dide, valla. Burda Ali va ya hani zengin olan. Ondan aldım. On dene de akide verdim yerine.

– Akide nerden çıktı, kimden aldın he?

– Bakkal Hasan’a yazdırdıydım.

Son tokadı da attıktan sonra ihtiyar sağ işaret parmağını Yusuf’un yüzüne doğru sallayarak:

– Bi’ daha kimseyle alacak verecek edersen ayağımın altında ezerim seni duydun mu len? Ha duydun mu?

– Duydum dide.

İhtiyar, Yusuf’un nenesine dönerek:

– Ver çabuk şuna on akide parasını gitsin ödesin çabuk hıyarağası.

Yaşlı kadın aceleyle şalvarının cebinden birkaç metalik çıkarıp titrek ellerle Yusuf’un eline tutuşturdu. Yusuf en aciz haliyle tekrar yola koyuldu. Bir yandan birbirine dolanan ayaklarıyla yürümeye çalışıyor, diğer yandan da kolunu eline kadar çektiği gömleğiyle kaşından gözlerine, oradan da yüzüne boylu boyunca akan kanı siliyordu. Derken az önce o kıyametin koptuğu çeşmenin yanına geldi Yusuf. Mehmet’in ve onun sapanı yerde öylece duruyordu. Olan biteni hâlâ anlamamıştı. Burası şehirden çok farklıydı ve Yusuf böyle durumlara çok yabancıydı. Çocuklar daha hırçındı belki de. Bir tek arkadaşı Mehmet öyle değildi. Zaten o da Yusuf’un buradaki tek dostuydu.

Yol boyu ağladı, gitti ödedi metalikleri Yusuf. Eve döndüğünde nenesi yarasına kül bastı. İşi bitince Yusuf, usulca odasına çekildi. Dedesinin geçmeyen öfkesinin doğurduğu lafları duya duya küflü yorganın altına girdi. O anda sadece zamanın su gibi akmasını ve o arkasından bakakaldığı mavi Anadol’un tekrar masmavi gökyüzü altında, bodur zeytin ağaçlarının arasından süzülerek gelmesini diledi. Kardeşine ve anacığına kavuşacağının hayali eşliğinde ve acısının da yardımıyla derin bir uykuya daldı. Hem kim bilir belki mavi Anadol ile arkadaşı Mehmet’i de yanında götürürdü.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

18 Points
Sevdim Sevmedim
Yazar

Yazar habibe arman

nâzım'ın da dediği gibi; kafası sevmek, düşünmek ve anlamakta ısrar eden biri. izlemek, okumak ve aşık olmak neredeyse tüm hayatını kaplıyor.

Beklenen Anadol 1

neler oluyor?