in ,

Bir Çift Kundura

Bir Çift Kundura

Esnafın, emekli dayıların, mahallenin işsiz tayfası olan bazı gençlerin uğrak yeridir bizim meşhur çay ocağı.. Kuşluk vaktinde, öğlen namazını bekleyen yaşlı amcalarla dolar ilk önce.. Ellerinde tesbih, dillerinde zikir.. Çayın ilk bardaklarını önce onlar yudumlar. Biraz sonra içeri bir kaç esnaf  girer. Öğlen yemeğini yemiş, çayın bahanesiyle muhabbet daha demli olsun diye..Bir kaç gırgır şamata sonrasında biraz siyaset ve dama da yenilen kasap Şükrü abiye nazı geçenlerden birkaç latife.. Akşama kadar herkes işinde gücünde, günlük hayatına devam eder.Bizim çaycı Yakup abi de öyle akşama kadar; bir açık, bir demli ince belli, altınyaldız işlemeli bardaklarıyla geçirir günlerini..Çok insan görür bizim Yakup abi, her türlü insanın bakışları geçer ince belli bardaklardan.. Bakmak yeter çünkü o bardaklara; dumanı üstünde, kimisi Vav işlemeli kimisi de Elif, yanında ise birbirini hiç bırakmayan iki küçük küp şekerleri..Baktığınızda bile ısınır içiniz..
Isınmak için mi yoksa “bir kaç lafın belini kıralım” dedikleri için mi toplanmıştır ahali bu akşam buraya anlamadım..
Her akşam olduğundan daha kalabalık. Kimisi damaya dalmış, kimisi satranç oynamaya, bazıları var ki muhabbetin  hararetinden terlemeye başlamış.. Şükrü abi akşam yemekte fazla kaçırmış sanırım göbeği kendinden biraz ileride gidiyor yine.. Böyle samimi ortamı neşelendiren en güzel şeydir Yakup abinin tavşan kanı çayları.. Derken bakışlarım camları buğulanmış, boyası solmuş, yirmi yıllık kapıya yöneldi..
Elinde bir çift terlik ile girdi içeri; saçları ve sakalları bembeyaz biri, üzerindeki kaban kim bilir ne zaman alınmış ya da hangi yardımsever tarafından vermişti.Biraz kambur yürüyüşüyle, altmış yaşlarında tabiri caiz ise bir deri bir kemik kalmış bir emektar girdi içeri… Soğuktan donmakla, biraz daha yürürsem bir iki lira daha kazanırım düşüncesiyle içini ısıtan bir emektar..Yakup abi de farketti bizim emektar dayıyı, hemen bir sandalye uzattı “otur hocam bir çay vereyim dinlen..”dedi. Samimiyetine bakar mısınız şu güzel insanların.Gözlerim doluyor tutuyorum kendimi, çünkü emektar dayı konuştu Yakup abiye “eyvallah ustam, bakınayım biraz, bize de ekmek çıkar mı bu kapıdan..”Belli ki içmeyecek çay, belli ki gidecek daha çok yeri var. Daha nereye gideceksin be dayı, bir yudum sıcaklık girsin kanına otursana şöyle..
Olmadı, istemedi çay falan. Masaların arasında devam etti titrek sesi ile kendisinden onca yaş küçük insanlara “boyayalım abiler.” Her kelimende her konuşmanda parçalanıyorum dayı, burdan sana illa ki ekmek çıkar da bakalım kimde senin nasibin.Selami abi sesleniyor hararetli muhabbetin ortasından “dayı bizimkini bir cilala parlat sana zahmet..” dayı biraz seri adımlarla gitti selami abiye, aldı kunduraları çıktı dışarıya.. Bir sigara molası vereyim  kendimce dedim çıktım dayının peşinden dışarı.. Hava soğuk, eksi bilmem kaç, şehir beyaz gelinliğini giyinmiş yine bu gece ve ince ince kar atıştırmaya devam ediyor. Ben bu halimle zor duruyorum. Sen nasıl dayanıyorsun be dayı helal olsun sana..Bizim emektar dayı umudunu gizlemiş o küçücük boya sandığına, emeğini saklamış sandığın kenarından sarkan rengarenk boya tüplerine..Gözü gibi bakmak zorunda o sandığa, ekmeğini ondan kazanıyor çünkü. Nasılda özenle yapıyor işini. Söyler misiniz bir çift kundura ne kadar özenilerek temizlene bilir ki? Ah be dayı dağladın yüreğimi, parçaladın..
Üzülüyorum, bir şu dayıya bak diyorsun birde dönüp, içeride işsiz güçsüz sabahtan akşama kadar aylak aylak dolanan gençlere..Şimdi kim daha aciz? Ekmeğini küçücük boya sandığından çıkarmaya çalışan dayı mı? Yoksa bugün de işe gitmemek için kırk takla atan şu gençler mi? İnsan sormalı kendine ben ne için yaşıyorum? Hayattaki amacım ne? Bunları dedin mi hiç kendine? Dayı bitirdi kunduraları, zaten hava da baya soğuk girsek mi artık içeri?
Dayı Selami abiye uzatıyor kunduraları, alıyor emeğinin karşılığı diye nitelendirdiği iki lirayı. Dayıdan umutlu bir sesleniş daha “boyayalım abiler..”Bu kez atılıyorum lafa;
– Boyacı dayı bakar mısın?
– Buyur! Ayakkabılar mı cilalanacak? Hemen halledeyim kardeşim.
– Yok dayıcım sen hele buyur masamıza, biz gönlümüzü cilalatmak isteriz…
Dayı bir ufak tebessüm ile yaklaşıyor masamıza, kendine bir sandalye çekiyor yalnız sadece yarısına oturuyor sandalyenin..
-Dayıcım rahat otur yayıla yayıla.. Yakup abi dayıya senin ince bellilerden bir tavşan kanı getir hele.
“Hemen” diye sesleniyor elektrikli semaverin arkadasından bizim Yakup abi.Bir zaman sonra, sağ eliyle bardakları tepside dans ettirerek geliyor.

-Çaylar geldi, buyur hocam biraz demli olan senin afiyet olsun.
Bir tebessüm  ile teşekkür ediyor bizim emektar dayı
-Eee dayıcım anlat hele nerelisin? Nerden gelir nereye gidersin?
-Allah’ın bir garip kuluyum kardeşim, O’ndan geldim tekrar O’na gideceğim fakat dünya denen bu fani hayatta biraz oyalanıyorum.Sıram geldiğinde çekip gideceğim buralardan.
-Allah gecinden versin dayıcım.
-Gecinden de verse, erkenden de gelse bu mukadderat kardeşim, her canlı tadacak ölümü..
-Öyle tabi dayıcım, öyle…
Bir anlık sessizlik kaplıyor masamızı, dayı hızlı hızlı yudumluyor bardağındaki çayını.Biraz sonra;
-Eh dostlar ben artık müsadenizi isteyeyim, çay için teşekkür ederim.
-Afiyet olsun dayıcım, selametle..
Dayı kalkıyor sandalyeden fakat ufak bir serzeniş, düşecek gibi oluyor tutunuyor masadan.
-İyi misin dayı, gideceğin yere kadar bırakalım istersen.
“-İyiyim iyiyim. Bir anlık başım döndü sadece. Sağolasın. Benim dolaşmam gereken  bir kaç yer daha var. Sonra giderim bir şekilde eve” diyor  ve çıkıyor dayı dışarı, yükleniyor ekmek teknesini sırtına koyuluyor yola doğru gidiyor..
Aklım kaldı dayıda acaba gerçekten iyi mi?  Yaşına göre normal böyle şeyler olması ama bilemedim ki..
Herkes gırgır şamata, sohbet muhabbet almış başını gitmiş bir biçimde hayatına devam ederken içerimde bir sıkıntı, kalbimde bir sızı, üzerimde anlamsız bir ağırlık. Dayıdan çok etkilendim sanırım. Neyse canım kocaman adam bu zamana kadar sanki başka bir şey mi yapıyordu ki şimdi onu dert edineyim.
-Yakup abi hele getir oradan bir ince belli daha keyfimiz yerine gelsin.
-Hemen paşam.
Boncuk boncuk terlemeye de başladığıma göre, anlaşılan şifayı kaptık. Hadi hayırlı olsun.
-Buyur çayını aslan parçası, ne söyleniyorsun kendi kendine.
-Boncuk boncuk diyorum ter atmaya başladım, hasta olacağım sanki Yakup Abi.
Dedikten sonra bir acı feryad ile inliyor mahalle, ortalığı mavi çakarlarıyla bir ambulans aydınlatıyor. Sirenin canı olsa çıkmıştı çoktan bütün dükkan dökülüyoruz dışarı. Az ötede duruyor ambulans. İçimdeki sızı artmış bir biçimde ilerliyorum kalabalığın olduğu yere doğru. Karların içerisinde, kalabalığın ortasında, sağlık personelleri yerde yatan adamın üzerini açmaya çalışıyor müdahale etmek için, gözlerimden bu kez boncuk boncuk akan yaşlar var. Yerde yatan adam kar beyazından daha da beyaz uzanıyor öylece, ellerinde ise bir çift kundara…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

Heybedar yedinci sayısını şimdi okuyabilirsiniz.

The Beatles Dosyası: Please, Please Me