in ,

Bir Lahza | Kaan Murat Yanık

Kendi kendine masal anlatırken çay bardağını sımsıkı kavrardı; ellerini böyle ısıtır, yalnızlığını bir gece daha saklardı. Anıları ağırlamakta mahirdi. En çok o trende kalmıştı içi, nereye gittiğini bilseydi hayali bu kadar üşüşmezdi başına.

Sakarya Caddesi’ndeki barlarından sızan kanserli ışık demetlerini topladı, yüzüne gözüne sürdü. Vakit hem çok erken, hem çok geçti. Saçlarında yuvalanan bayat yağmur tanelerine sürdü ellerini, avuçlarından boyun köküne doğru bir ürperti kalktı. Kestane almak için parası vardı, kestanecinin kirli ellerini görüp vazgeçti. Tekerlekli sandalyesinden sevgililere zorla mendil satan şişman çocuktan bir mendil aldı, saçlarını kuruladı. Bacaklarında nedeni bilinmez bir ağrı vardı, son günlerde iyice artmıştı. Uzun boylu güzel bir kadın süzdü onu. ‘Keşke sadece acının izini görebilenler baksaydı’ diye geçirdi içinden.

Tüm ağrılarına laf yetiştirme çabası, yatsı ezanının kızıllığı ve kahvenin dibinde aranan yarının mânâsızlığı… Bu dinginlik öldürücüydü ve Filistin’deki çocuklar hâlâ bahar nezlesi bile olmadan ölümle tanışıyorlardı.

Küçük akvaryumunun içine sıkışmış Japon balığından başka kimsenin olmadığı evinin zilini çaldı, birkaç dakika bekledi. Alt katta oturan kadının evinden gelen müzik sesine kulak verdi, iki yıl evvelki günlerini hatırladı. Işıkları açmadan yüz üstü yatağına uzandı, yavaş yavaş çıkardı kıyafetlerini. Duvara doğru döndüğü yüzünü görmek istedi, tasavvur etmekle yetindi. Saçlarını okşamaya başladı, kendine koyu bir hatıra koydu. Bazı pişmanlıklar tekrar yaşanacak kadar büyülüydü.

Ninesinin felçli yüzünde hiç belirmeyecek o kıpırtıyı beklerken daldığı kırmızı masalların içinde mutluydu bir zamanlar. Bir Mart gecesi, Mart yağmurlarının başladığı zamanlarda bitmişti ömrü ninesinin. İki gün öncesinde doktor kalp yetmezliği başlamış demişlerdi, şeker hastasıydı da. Açık yeşil yeleğinin geniş cebinde noğulları olurdu hep; kırmızı, mavi, sarı..

Uyudu, uyandı, bir daha uyudu..

Ninesinin bir bardağı vardı, çay bardağı kadar küçük değildi, su bardağı kadar büyük değildi. Küp şeker hiç kullanmazdı, şeker hastası olmasına rağmen kimsenin görmediği zamanlarda toz şeker koyardı çayına. Gece kucağında uyuştuğu vakitlerde, ayçiçeklerini düşünürdü hep, bahçe ay çiçeğiyle doluydu. Akşamın kızıllığını soluduğu an tavukları kümese katardı. Çok dertlendi mi dedesinin sigara tabakasından bir tanesini çekerdi gizlice. İhlası okurken ağırdan alırdı; ilahi dertleşmeydi belki de..

Saçlarının rengi kınadan mıydı, yoksa kızıl mıydı hep ?

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

Loading…

0