in

Büyük Adam

Her zamanki gibi Ali patronun verdiği faturaları almış bankaya gidiyordu. Daha önce defalarca kez bankada sırada beklemek onu çileden çıkarsa da ailesinin geçimini sağlamak için bir işte çalışmak ve patronu ne derse yapmak zorundaydı. Daha 18 yaşında olan Ali babasının trafik kazasıyla ölümünden sonra bütün yükü omuzlarına almıştı. Çocuk aklı ile nice hayaller kurmuş komşunun kızı Derya’yı gelin olarak evine getirdiğini annesinin elini öptürdüğünü hayal etmişti. Yolda yürürken eskimiş ayakkabısına yada diz kısımları moda olduğu için değil yine başka bir gün faturaları yatırmak için koşarken düşüp yırtılan pantolonunu sorun etmeyi çoktan bırakmıştı. Kendisini artık çocuk olarak görmüyor “Ben büyük adamım” diye kendisini avutuyordu. Sokakta top oynayan çocukların bağrışmalarına kendini büyüklercesine alaycı bir ifadeyle hafiften gülüyordu. Kız kardeşi Fatma’nın babasının kaybından sonra kendisine olan ilgisi epeyce artmıştı. Babasının eve gelişini dört gözle bekler gibi şimdi annesi ve kız kardeşi onu dört gözle bekliyordu. Bir kaç yıl öncesine kadar dünyayı umursamadığı çalışan işçileri ve emekçileri görmezden geldiği için kendini bir garip hissediyordu. Artık çalışan insanlarla gurur duyuyor kendi gibi erken yaşta ailesini geçindirmek zorunda olan çocuklara ilgi duyuyordu. Sokaklarda aylak aylak gezen hiçbir işe yaramayan yaşıtlarına ise alaycı bir tavırla surat asıyordu. İşe yaramaz çöp torbası gibi görüyordu onları. Annesi acı kayıplarından sonra çok sessizleşmişti. Kıt kanaat evi geçindiren Ali’ye bir iki iltifat fena olmazdı. İçten içe onun durumunu anlayışla karşılıyor çalışmasını ve evi geçindirmek gururunu tembel insanlardan yada iş yerindeki patronlarından aldığı övgülerle karşılıyordu. Her zaman düzenli kalkar işine gider ve işini gereği gibi yapardı. Şimdi ise çoğu kere olduğu gibi patronun faturalarını ödemek için bankaya hızlı adımlarla ilerliyordu. İnsanların bazılarının kendisine şaşkın gözlerle bakmasını umursamıyor kötü niyetli olmayan kendini beğenmişlikle her şeye alaycı yaklaşıyordu. Büyük adamdı çünkü. Bir çok dükkanın önünden geçerken selam veriyor ve bunu onları sevdiği için değil sırf çalıştıkları için yapıyordu. Havanın sıcak yada soğuk olması onun için bir şeyleri değiştirmezdi çünkü giyecek birkaç parça elbisesi vardı. Bankanın önüne vardığında yine şaşırmadı gördüğüne. İnsanlar uzun kuyruk oluşturmuşlardı. Genç kızların arkasındaki erkekler normale göre onlara daha uzak duruyor ve tedirgin oldukları hallerinden belli oluyordu. Arkadan ittiren insanlar yüzünden yanlışlıkla kızlara değecekler ve kızlardan biri çığlığı bastıktan sonra linç edilecekler diye korkuyorlardı. Bunun dışında son derece sıradan son derece vasat insanlardan oluşan bu sırada yaşlı amcalar medeni hanımlar ve görgüsüz ayılar da bulunuyordu. Birbiriyle hiç konuşmayan bu insanların sırayı bozmadan birbirlerinin hakkını çiğnemeden arkaya arkaya dizilmesi ne garipti. Oysa biri bedavaya para dağıtıyor olsa birbirlerini parçalarlardı. Hepsi işini çabuk halletmenin sorumluluğuyla bir an önce sırayı terk etmek istiyordu. Bunu da çaresizce sıraya girerek yapıyorlardı. Ali kuyruğun sonuna girdi. Önünde saçları kumral siyah elbiseli açık kot pantolonlu elinde yine siyah çantasıyla çok güzel kokan bir kadın vardı. Ali onun önce tertemiz ve kumral olmasına rağmen güneş ışığında parlayan saçlarına sonra ise güzel kokusuna hayran kaldı. Ona biraz daha yaklaşmak geçti içinden. Ama bu durum etraftaki insanlar tarafından yanlış anlaşılabilirdi. Ali bu riski alarak usul usul kadına yaklaşmaya başladı. Rüzgarın etkisiyle kadının saçları dalgalanıyor ara ara yüzüne değiyor ve gıdıklıyordu. Mis gibi kokuyu içine çekti. Yıllardır böyle güzel ve insanı bulunduğu yerden alıp cennet bahçelerine götüren bir koku almamıştı. Ali bu güzel kokunun ve rüzgarda dalgalanan saçın güzelliğine dayanamıyor ve kendisini bağımlı yapıyordu. Kokladıkça daha da çok koklayası geliyor yerinde duramıyordu. Biraz daha biraz daha derken adım atsa kadının poposuna değecekti. İçinden bu kadar yaklaşmasının yanlışlığından çok kendi kokusunun onun üzerinde kötü bir his oluşturmasından korkuyordu. Rüzgar epeyce sert esmeye başlayınca kadının ensesi hafif hafif görünmeye başladı. Ensesini altın renkli bir kolye süslüyordu. Onun bembeyaz tenini ilk defa gördü. Muhteşem güzellikte saçların ve insanı sarhoş eden kokunun üstüne birde Kütahya porseleni gibi bir cilt de eklenmişti. Ali patronun kendisinden istediğini tamamen aklından çıkarmış sadece o kadına biraz daha yaklaşmak istiyordu. Ali çaktırmadan sağına soluna bakındıktan sonra biraz daha yaklaştı sonra biraz daha ve biraz daha. Kirli pantolunu kadının pantolununa değmesine iki parmak mesafe kalmıştı. Durumun farkında olan Ali hafifçe öne doğru eğildi. Önce kadının süslemeli kolyesi dikkattini çekti. Kolyenin üst kısmından al kısmına ağacın dallarını andıran bir şekil vardı. Uçlarında ise yapraklar ve yaprakların ucunda ise küçük bir kalp işareti. Dikkatini çeken bu kolyeyi beğenmese de asıl önemli olan o değildi. Nefesini tutarak kadının ensesine doğru zürafa gibi uzandı. Birden kadının bütün kokusunu sanki kendisine aitmiş gibi içine çekti. Ali bunu yaparken burnundan çıkan sesi hiç tahmin etmemişti. Kadın biran irkildi ve arkasını döndü. Ali ile göz göze geldiler. Kadının anlı epeyce geniş kaşları küçük Emrah’ın ki gibi yamuk ve biçimsizdi. Gözlerinin rengi koyu kahverengi ve dikkatli bakıldığında ise sağdakinin büyük olduğu belliydi. Burnu ise Karadeniz burnu ve tıpkı gözlerinin ki gibi burun deliklerinin biri diğerine göre daha büyüktü. Ağzı ise epeyce küçük dudakları ise yok gibiydi. Ali yaşadığı şaşkınlıktan sonra bir de kadının durumu anlaması ve tokadı yapıştırmasıyla karşı karşıya geldi. Etraftaki sözde adamlar kadının bağrışmalarını duyarak toplandılar. Alinin sakin tavrı ve durumun bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu anlatmaya çalışması onu linçten kurtardı. Kısa süre içinde polis olay yerine geldi ve aliyi yaka paça karakola götürdüler. KaraKioldaki sorgulamadan daha önce yüzlerce kez sapık görmüş olan komiser bir bakışta onun böyle bir niyetinin olamayacağını durumun bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor olabileceğini düşündü. Sorgulamanın sonunda Ali’yi serbest bıraktılar. Karakolun önünde yakayı ucuz kurtarmasına sevinemeden patronun kendisini telefonla araması bankadaki işi halledememesi üzerine biraz bağırdıktan sonra sakin bir tavırla sanki daha önce onlarca kez yapmış gibi kovuldun demesiyle kursağında kaldı. Ali başına gelen bu olaylar sonunda kendini sahil kenarında buldu. İnsanların martılara simit atmalarını görüyor içinden martı olmak geliyordu. Bu akşam eve eli boş dönemezdi. Fatma’nın doğum gününde bir şeyler almalıydı söz vermişti ona. Patronun işini hallettikten sonra verdiği parayla hediye almayı düşünmüştü ama neyseki durum hiç de öyle olmadı. Kendisini  büyük adam gibi düşünmesini hatırladı. Büyük adam ne yapar ki. Büyük diye bahsettikleri cepleri para dolu şişman kemerini sıkınca göbeği dışarıda kalan adamlar değil mi? Peki onlar nasıl bu kadar para kazandılar? Çalıp çırparak. Bunu der demez babasının ölmeden bir yıl önce kendisine verdiği nasihat aklına geldi. Ali’ye “Ne olursa olsun oğlum asla hırsızlık yapma kimsenin hakkını yeme her zaman dürüst ve doğru bir adam ol. Büyük adamlar böyle olur” demişti. Babası bütün hayatı boyunca öyle olmuş ama kıt kanaat geçirmişti ailesini. Bunları düşündükçe babasının tarif ettiği büyük adamdan uzaklaştı. “Eğer böyleyse” dedi. “Ben büyük adam olmayacağım. Lüks arabalarla gezen her gün başka bir barda uyuya kalan adamlardan olacağım. İşte büyük adam böyle olunur” dedi kendi kendine. Hemen kalktı ve cebindeki beş lira ile pazara gitti. Pazarda satıcılar avazı çıktığı kadar bağırıyor müşteriler her türlü meyvenin bir açığını bulmaya çalışıyor ve fiyatların pahalılığından yakınıyorlardı. Ali en kalabalık olan yere bir satıcının tezgahına yanaştı. Kadınlar önünden hızlıca geçiyor satıcıyla pazarlık yapıyor ve yanlarında başka paraları olmadığından bahsediyorlardı. Ali tezgahın en sonunda bunlardan hiçbirini yapmayan sessizce portakalları seçerek poşete dolduran bir kadın gördü. Ali bu kadının giyiminden kuşamından ve diğer kadınlar gibi davranmamasından parası olduğunu tahmin etti. Yavaş ve sakin adımlarla kadının yanına geldi. Kendisi de portakalları seçer gibi yapmaya başladı. Elinin hemen yanında kadının çantası vardı. Çantanın içinde yirmilik ellilik ve yüzlük banknotlar göze çarpıyordu. Kadın satıcıya parasını vermek için elin uzattığında ali heyecanlandı. Satıcıya parayı uzatırken paralar parmakla uzanıp  alınabilecek kadar yaklaştı. Önceleri dipte olan bu paralar şimdi neredeyse yüzeydeydi. Ali satıcının kadına para üstünü vermek için arkasını dönmesini fırsat bilerek iki parmağıyla çantaya elini soktu. Çevik Bir hareketle parayı aldı ve hemen elini cebine soktu. Geldiği gibi yavaş adımlarla pazardan uzaklaştı. Ali elini çantaya uzattığında neyi aldığını görmedi. Kuytu bir köşeye geldiğinde cebindeki parayı çıkardı. Karşısında güneşin parlattığı ve yeni bankadan alınmış tazecik bir yüz lira vardı. Akşam ezanı okunduğu sırada hemen oyuncakçıya gitti ve en iyisinden bir bez bebek aldı. Üstüne yaptığı işin guruyla yada pişkinliğiyle aynı pazardan yarın sabah yemek için domates ve salatalık aldı. Eve geldiğinde kız kardeşi ve annesi onu sevinçle karşıladılar. Ali çayı içerken artık ne iş yapacağını anlamıştı. Kız kardeşi aldığı oyuncağın mutluluğundan sonra okulda verdikleri formu dolduruyordu. Abisine dönüp “Abi burada velinizin mesleği ne diyor? Ne yazayım buraya?”. Ali istifini hiç bozmadan cevap verdi. “Büyük adam yaz”.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

4 Comments

  1. Yazım hatalarının ve anlatım bozukluklarının çok olduğunu biliyorum. Bunun sebebi pek kitap okumamam. Toplasan onu geçmez okuduğum kitap sayısı. En önemli sorun da kelime dağarıcımın az olması ve düşündüklerimi kağıda dökememem. Bu konuda çok zorluk yaşıyorum. Kitap okuma alışkanlıpım olmadığı için sıkılıyorum. Sesli kitap dinliyorum sadece. O da pek bir şey katıyor bana. Kendi yazdıklarımı okurken bende sıkılıyorum çünkü düşündüklerimi anlatma yolunu bilmiyorum.

  2. Her gün az az sevdiğiniz türde roman, hikaye vs okuyarak başlayabilirsiniz bence. Yine rastladığınız edebi felsefi bazı size güzel gelen parçaları ezberleyip kelime ifade hazinenizi güçlendirebilirsiniz veya iyi bir eserden her gün yüksek sesle beş on sayfa okumak yine okuma, anlatma yeteneğinizi güçlendirecektir. Naçizane tavsiyelerim.

  3. Hak yememek, hak yememekle ne olunur. Adam olunduğu gerçek ama buyuk adam küçük adam hangisi olunur. Hak yemeden hakkınla büyüyorsan büyük adam ama Hak yiyerek haksızlıkla büyüyorsan büyük canavarsın. Çünkü başkalarının haklarını yiyerek onların olacağı yerlerinide üzerine alıyorsun. Ruhun çarpıklaşıyor şık giyinsende tavırların başkalaşıyor. Canavar denmiyor ama mafya deniyor.

    Günümüzün karmaşık ilişkilerinde toplumca ya geliştik ya gelişemedik. Ama maddenin bir yasası varsa toplumsal ilişkilerimizin de bir dengesi var. Bir nevi adalet yerini buluyor. Nasıl, Hak yiyen ve canavarlaşan insanlaşmak için tekrardan sanat ve bilime önem verip katkıda bulunuyor. Gelişen teknolojiye insana vermediği hakkı insanlığa veriyor. Kendini geliştirmeden teknoloji edinen halk, haksızlıklarıda üzerine almış oluyor. Günü kurtaran büyük adam kalıyor.

Loading…

0