Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Yazdıklarına bulaşan hüzünden sıkılmıştı artık, biraz tarz değiştirmek istiyordu ama nasıl yapacağını henüz bilmiyordu. Düşündü… Madem matematik ve geometriyi seviyordu, belki onlarla birlikte yol alırsa farklı bir yönde ilerleyebilirdi. Sonuca dair net bir öngörüsü yoktu fakat denemeye karar verdi. Nereden başlayacağını bilmemek miydi zor olan yoksa nereye varacağını kestirememek mi?

Bir çember çizdi ilkin zihninde ve tam merkezine bir kelime yerleştirdi. Ürkek adımlarla saat üç yönünde ilerleyip sınıra vardı ve durdu, bir nokta koydu yani. Çizgiyi takip ederek, saat yönünün tersi istikametinde çember uzunluğunun dörtte biri kadar yol aldı. Bir nokta daha koydu. Oradan tekrar merkeze döndü ama bu sefer durmadan doğrusal bir şekilde devam ederek karşıya vardı. Bir çap mesafesi kadar yürüdü diyelim isterseniz buna. Heyecanlanmıştı. Heyecanı yatışsın diye biraz bekledi. Derin bir nefes aldı, iki saniye tuttu nefesini ve geri verdi. Bunu birkaç kere tekrarladı. Öyle öğrenmişti çünkü, bu yöntem heyecanı azaltıyordu. Tabi bir de bir iki yudum su içmek işe yarardı böyle zamanlarda. Onu da denedi. Artık devam edebilirdi. Bu sefer saat yönü istikametinde yine çizgi boyunca aynı mesafeyi kat etti ve bir nokta daha koydu. Bir yarı çaplık takati kalmıştı, onu da tüketerek merkeze vardı. Başladığı yerdeydi. Madem aynı yere varacaktı bu kadar yolu neden yürümüştü? Boşa mı harcamıştı enerjisini, zamanını? Sorular bir başladı mı ardı arkası kesilmeden devam ederdi. Tecrübi bir bilgiydi bu onun için. Tam soru girdabına kapılıp gidecekti ki, yürüdüğü yerlerde kelebeği andıran güzel bir şekil belirdi. Kum saati gibi de diyebilirsiniz, başka herhangi bir şey gibi de… Benzetmeler insan zihnindeki birikimden ve hayal gücüyle hangisini çekip çıkardığından hareketle oluşuyordu en nihayetinde. Kimsenin hayal gücünü sınırlamak istemezdik. Nasıl bir şekil gördüyseniz öyle bir şekil işte. Ve şunlar yazıyordu o şeklin üzerinde parıltılı harflerle:

İnsanın içi ne kadar da derindi.

Sürekli yuvarlanıyordu ama bir türlü yere düşmüyordu yolculuk boyunca.

Yol boyu kendini arama çabası insanın, sonu Rabbe varan değerli bir çabaydı.

Esas mesele ise bu arayışa çıkma iradesi gösterip gösteremeyeceğiydi.

Yani yine kendinde çözümleniyordu düğümü insanın.

Boşa yürümemişti demek ki. Bak, kaç cümle karşılamıştı onu merkezde. Üstelik bu cümleler görünenden daha fazla matematiksel giz ihtiva ediyordu. Hepsini açıklamayacaktı tabi ki. Pi’yi üç aldığını ve üçün katları etrafında döndüğünü söyleyebilirdi sadece.