in

Daktilo | Hatice Kübra İpek

İlk olarak onu kimden duydum? Bir türlü emin olamıyorum. Belki de ilk defa babam anlatmıştır. Çünkü oturduğumuz sokağın bir ucunda onun yaşadığı virane, diğer ucunda ise babamın çay ocağı var.

Çocukluğumuzda ne zaman saklambaç oynarsak o viranede saklanırdık. Yıkık dökük bir konaktan geriye kalanların arasında oynardık. Duvarlarından üçünün hala sağlam olması bize saklanabileceğimiz yer imkânı sağlardı. Mahallenin en yaşlılarından Cemil Amca’nın anlattığına göre; gençliğinde orada yaşayanlar hatırı sayılır bir memur ailesiymiş. Bahçesinde kocaman meyve ağaçları varmış. Maalesef bir gece aniden yangın çıkmış ve tüm aile yanmış.

Aslında o kadar çok şikâyet oluyordu ki bu virane için, anlatamam. Kafayı çekeni de hırlısı da hırsızı da orada mesken tutuyordu kendine. Neyseki bir gün deli kâtip ortaya çıktı da rahat nefes aldı mahalleli. Artık ondan başka kediler ve köpekler girebiliyor o yere sadece.

Deli kâtibi ilk gördüklerinde; bir sünger yatak, bir de battaniyesi varmış. Mahalleli birkaç kap kacak alıp vermiş hemen ona. Etrafta ne kadar çer çöp varsa hepsini taşıyıp götürmüş uzaklara. Babamlarda çay ocağındakilerle branda gerdiler duvarların üzerine, zavallı kışın üşümesin diye.

Yuvarlak bir masa, tek ayağı kırık bir sandalyeyi taşıdı bir gün viranesine. Sonra bir daktilo ile çıkageldi. Gece vakti daktilonun sesi doldurdu karanlıkları. Benim de merakımı çeken o sese kimse bir mana bulamadı. Bir gün viranenin önünden geçerken dayanamadım ve merakla baktım içeriye.

Dalgalı saçları omuzlarında, incecik keten bir gömlek ile kış soğuğunda oturmuş, daktiloda çılgınlar gibi bir şeyler yazıyordu. Akşam merakla babama sordum ne yazdığını, “Eski arzuhalcilerden” olduğunu duymuş onun…

Hiçbir müşterisi yokken kendi kendine ne yazdığını merak etmeden yapamadım. Sanırım benim gibi neler yazdığını merak eden çoktu. Çünkü mahalledeki her misafirlikte,bu konuşuluyordu.

Mahalledeki en yakın arkadaşım Esra’da bir gün dayanamayıp oraya gitmiş. “Bir arzuhalim var, yazar mısınız?” demiş Deli Kâtibe. Adam o öyle söyleyince şak diye fırlamış ayağa. “Kaç kelime?” diye sormuş sonra da. Bizimkisine bir korku gelmiş, “Bilmiyorum” demiş. Deli Kâtip: “Ben kelime başına para alırım. Kabul ediyor musunuz?” demiş, Esra da: “Tamam” demiş.

Deli kâtip oturmuş. Yeni bir sayfa koymuş daktiloya. “Kime?” diye sormuş. Esra yine ne diyeceğini şaşırmış. “Özel birine mi?” diye sormuş Deli Kâtip. O da yalandan başını “Evet” manasında sallamış. Deli Kâtip: “Ne diyeceksiniz?” diye sorunca büsbütün kızarmış. Ava giderken avlanmanın verdiği stresle: “Onu sevdiğimi ve beklediğimi.” demiş.

Adam hemen tuşlara tıklamaya başlamış. Birkaç dakika sonra kâğıdı eline alıp kelimeleri saymış. Sonra da kâğıdı “Bir de siz sayın.” diyerek Esra’ya vermiş. “20 kelime” diye de eklemiş.

Esra oradan hemen gitmek istediği cebinde ne kadar varsa çıkarıp vermiş. Sonrada kâğıdı okumadan hemen bana gelmiş. Hemen kaptım elinden kâğıdı;

“Bir baharın habercisi yayıldı gözlerinden yüreğime,

Dört bir yanım, huzura gark oldu tebessümünle.

Bekliyorum “arzuhalim” bahar bitmeden yine “gel” diye…”

Ağzımız açık kaldık. Tabi Esra olanları anlattıkça dedikodu her yere yayıldı. Meraklı mahalleli parasını alıp Deli Kâtib’i ziyarete gitti. Kimi bir tencere yemek de götürdü. Kimi birkaç parça eşya, kıyafet ya da bir tomar kâğıt.

Bir gün bende koydum kafaya. Esra’nın uzaktan akrabası, bizim mahallenin de mühendislik okuyan tek delikanlısı Semih için bir şeyler yazdırmak istiyordum arzuhalciye. Ama o benden önce davranmış, çoktan bana bir mesaj yazdırmıştı.

O kadar hoşuma gitti ki, araya bir aracı koymuş olması gözüme kötü gelmedi. Hoş, annem sürekli; “Adamcağızı rahat bırakın, belli ki aklı yerinde değil. Oyun mu oynuyorsunuz adamcağızla? Hem herkes kendi arzuhalini kendi dile getirsin. Bir gün giderse ne yapacaksınız?” diyor ama hazır yazan varken, ne diye kendimizi yoralım ki! Değil mi?

Sonunda bir sabah güzelce bir kek yaptım. Dışarısı bir haftadır iyice soğumuştu. Kat kat giyindim. Tam eldivenlerimi de elime giyecektim ki annem “Ne yapıyorsun?” diye seslendi. “Çıkıyorum.” dedim sadece.

“Bu soğukta nereye?” diye sordu. Biraz düşündükten sonra “Babama.” dedim sadece.

“Baban dükkânı kapadı bugün kızım.” deyince öylece kaldım. “Aaaa neden?” diye büktüm boynumu. “Cenazeye gidecekmiş.” deyince dayanamadım “Kimin cenazesine gitti ki?”

Annem soğuğu içime işleyen, başımdan aşağı bir kova buz dökmüşüm gibi hissettiren o cevabı verdi…

“Arzuhalcinin… Adam gece soğuktan donmuş! Daktiloda yapışık kalmış parmakları…”

Sevdiniz mi?

Avatar

Yazar heybedar

Heybedar Dergisi Yazı İşleri

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Az Kalmışım | Engin Ekinci

Cinlerin Dilinde Bir Destandı Efkârımız | M. Burak Çelik