in

Düşe Kalka Yolun Sonu

 

Mevsim kıştı. 21. yüz yılda, Orta Doğuda savaşlar hala sıcakken, soğuk giden havalar ve ironiktir ben, Barış Bulvarından yollanırken yokuş aşağı ellerim paltomun cebinde, dalları karlarla kaplı ağaçlara bir göz gezdirip, ”anlıyorum üzerinizdeki” yükü der gibi baktım onlara. Cesaret almış olmalı ki benden, ağaçların bir tanesi sırtından savurdu attı karları. Bu bir baş kaldırma!

Hayatımın aksine  yokuş aşağı inen yolda titrek sokak lambaları, eğitimli askerler gibi yan yana, bir hizada belirli  aralıklarla, fakat sanki bir suç işlemiş de diyecek bir şeyi olmayan çocuk gibi yüzleri yere eğik. ‘’Neden’’ diye soracak oluyorum kendime, bakıyorum onların baktığı yöne, karşıda bir ev, perdeleri aralıklı, buharlı penceresinde yükünü yüklendikçe ağırlaşıp kendini aşağıya doğru bırakan damlacıklar, bilmiyorum belki de onların jargonunda bir intihardı bu. Evet damlaların da jargonu var tıpkı kuşların da olduğu gibi. Mesela kafamıza pislediklerinde şans getireceğine inanıyoruz ya biz, onlar bununla dalga geçiyorlar ; ‘’ kuş beyinli bu insanlar’’ Perdelerin arasından gözüken, beti benzi sararmış  kör bir sarı lamba. Belli oldu şimdi sokak lambalarının boyun eğriliği. Çünkü dışarıda kalan hep imrenir içeride olana. Onların adına da üzüldüm, keşke sokak lambalarını teskin edebilecek birkaç cümle kurabilseydim, kuramadım…

Benden başka da kimse yok gecenin vakti, ıssız tenha. Gerçi tıpkı gündüz gibi. Gündüzleri de yanımdan geçen bir sürü donuk, mat insan yüzleri ki bu da tenhadan sayılır. Öte yandan onların yanından geçen ruhsuz ben! Umarım karşıma yaşlı büyükanne kılığında bir kurt çıkmaz. Beni yiyecek diye korktuğuma değil ha, içerlediğim şey sonradan gerçekleri öğrenince  koyuyor olması insana, zira ben idmanlıyım yalanlara inanmaya.

Issız bucaksız gökyüzü… Ayı  ve o kadar yıldızı kucağına alıp uyutan gökyüzü… Şafak sökmeye başlayınca , ölmüş gibi uyuyan günü uyandıracak olan kuşlara kucak açan gökyüzü…Sabahı çağıran radyodaki vuslat türküsü…ocakta kaynayan üç köy yumurtası, ıslık çalan çaydanlık, kareli masa örtüsü ve on iki kişilik yemek masamda bir başıma ben…Kedi hariç sadece ben…Turgut Uyar’ın ‘’ haberim olmasa hiç perşembeden , pazartesiden…’’ dizeleri gibi bir zamansızlık ve takvimsizlik içeren vakitlerdeyim. Her gün bir öncekinin aynı gibi geçen bu hayatta bilmediğim şeyleri beklemek üzere yaşıyorum. Her şey, ama her şey bir şeylerin hasretine son vermek umuduyla yaşanıyor ve herkesin umudu başka.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

Efsun’a Ulaşmayan Bilmem Kaçıncı Mektup

Devlet Tiyatroları İstiklal Şairini ”Mehmet Akif” Oyunuyla Andı (www.ntv.com.tr)