in

Garip

garip

Sessizliğin sesini duyabiliyor musunuz? Gece başınızı yastığınıza koyduğunuzda duyduğunuz sesten bahsediyorum. Garip. Sessizliğin olduğu yerde kulağımızı tırmalayan bir ses vardır bu vicdanımızın sesi olabilir mi? Ya da kapıldığımız duygunun? Ne kadar düşünüyoruz kendimizi, ailemizi, çevremizi ya da bilmediğimiz, ayak dahi basmadığımız ve belki de yürüyemeyeceğimiz topraklarda açlıktan ve susuzluktan ölen çocukları?
İnsan biraz nankör varlıktır, zora düşmeden anlamaz çevresini veya kendisini, yapabileceklerini… Kursağınızda kalan bir duygu var kapınıza yığılmış içeri girmeyi bekliyor. Alırsanız eğer başınıza gelecekleri bir nebze olsun biliyorsunuz. Ancak ne garip insan nankör dedik ya en iyi yaptığı şeyi yapıyor yine, umursamıyor. Bu umursamaz tavır belki de bizi o duyguya hapseden, gecenin sessizliğini bozan çığlığı duymamıza zemin oluşturuyor. İnsan kendi iç muhasebesini de o çığlığın, o hengamenin içerisinde yapar. Bir “sus” bile diyemez ve boğulmaya başlar. Siz hiç kelimelerde boğuldunuz mu? Boğazınızdan geçmeyen bir cümle oldu mu? Nimet mi bu diyorsunuz belki de ama evet bu bir nimet, bizlere verilen en güzel nimet. Odadaki duvarların rengi pek çok insanın dikkatini çeken ilk maddedir. Bu yüzden havadar ve ferah görünmesi için sürekli açık tonlar seçilir. Açık renkler bir yerde güzel düşüncelerin habercisidir. Peki güneş ışıklarını bulunduğunuz kara parçasının üzerinden alıp gittiğinde , size yardımcı olan odanızın ışığını da kapattığınızda, hangi rengi ayırt edebilirsiniz? Hiç birini değil mi? İşte o zaman güzel düşünceleri size yansıtan o duvar, bu kez size kendinizi gösteren bir ayna olur. O aynaya baktığınızda gördükleriniz sizi korkutuyor. Beyninizde izinsiz yapılan bir yürüyüş, midenizde anlamsız bir açlık grevi ve kalbinizde sizi bunaltan bir oturma eylemi… Bedeniniz kendisiyle bir iç savaş halinde, peki tüm bunların suçlusu huzur bulduğumuzu düşündüğümüz sessizlikte ortaya çıkan sessiz çığlıktan dolayı mı? Garip, insan bir boşluktadır gece karanlığına baktığında. Gezegenin herhangi bir yerinde durduğunuzu düşünün mesela çevrenizde onca yıldız varken siz en uzakta olanı merak edersiniz. Biraz ulaşılması zor olduğu için, biraz da kendisini diğer yıldızlardan soyutladığını düşündüğünüz için. İnsan için kıymetli olan kendisine en uzak ve ulaşılması en zor hangisi ise odur.
Elimizdeki ile yetinmesini bilmiyoruz. Bizi tatmin edecek duyguyu her daim aramalıyız evet ama bir şeylerin o anlık yeterli olması gerektiğini bilmeliyiz. Kapıldığımız duygu bizi kendi çukuruna çekecektir. Pek de elzem olmayan bu duygu, bizi iyiden iyiye kendisine benzetecek ve dış dünyadan soyutlayacaktır. Kendi sessiz köşemize çekildiğimizde yani adresin bir gün bile şaşmadığı yer olan yastığa başımızı koyduğumuzda kapıldığımız duygu henüz yanımızda değildir. Ne zaman ki odanın rengini siyaha çevirecek olan ışığı kapatırız. O zaman o duyguya yoğunlaşır ve sessizliğin çığlığını duymaya başlarız. Ve insan için iç savaş tekrardan alevlenmiş olur. İnsan bastırılmış duygunun esiri olmaktan kurtulacağı gün ışığını beklerken, düşüncelerin vücutta yaratacağı narkoz ile bazen huzurlu, bazense beynini tırmalayan ses arasında uykuya dalacaktır. Şanslı olanlar derin bir sessizlikte günün ilk ışığı ile uyanacaktır ancak uyku problemi yaşadığını düşünen insanlar kısa nöbetlerle gün ışığının pencereden içeri girişini bekleyecektir. Umudumuz güzel duygularla, derin ve sessiz bir uyku geçirmeniz.

“Sessizliğin sesini duyabiliyor musunuz? Gece başınızı yastığınıza koyduğunuzda duyduğunuz sesten bahsediyorum. Garip.”

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

Anneler Yanılmaz Müezza

Dehliz…