Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Saate baktığında altıyı on yedi geçiyordu. Bu saatte uyanmayı hiç düşünmemişti. Aslında buna uyanmak denmezdi. Sanki rüyası sona ermişti de bu dünyaya yeniden döndürülmüştü. Dışarısı karanlıktı. Başının ağrıdığını da o sıra hissetti. Biraz doğruldu. Yutkunmasıyla boğazının kuruduğunu anlaması bir oldu. Boğazı da kuruyor insanın bazen kalplerin kuruması gibi. Bu halini hiç sevmiyordu. Saate baktı. Duvardaki bu saat ona babasından kalmıştı. Kendisi henüz altı yaşındayken annesi ve babası ayrılmıştı. Babasından kalmıştı duvardaki saat. Annesinden bir şey kalmamıştı. Yorganı yine yataktan düşmüştü. Yorganı her gece düşerdi üzerinden. Sanki ona sarılmayı sevmiyordu bu yorgan. İki büklüm olmasını üstünün açık olmasına bağladı. Yere düşen yorgana baktı bir süre. Kıvrım kıvrım olan kısımları ona geçen sene yaptığı bir yolculuğu hatırlattı. İlk defa bir araba kiralamış ve ülkenin doğusunu gezmişti. Bir an için o yolculuğu anımsayarak oturduğu yerde daldı. Ama uykuya değil. Uyumadığını biliyordu. Gözlerini açtığında duvara yapıştırdığı dünya haritası posteri karşılaştı. Yalnızlığı aklına geldi sonra. Evinin diğer odalarını kullanmıyordu artık. Mutfağı bile kullanmaz olmuştu. Pizza kutuları da odasının bir köşesinde birikmeye başlamıştı. Güneş doğunca ilk işim bunları çöpe atmak olsun diye düşündü. Sonra yine daldı. Hayır, hayır, uykuya değil. Yalnızlığına daldı. O yolculukta yanında kız arkadaşı da vardı. Bir şarkı dinlemişlerdi. Radyonun çekmediği o ıssızlıkta bir şarkı çalmıştı ve dinlemişlerdi. Öptüğüm o ıslak dudaklarından, sözlerin doğuyor gecelerime diyordu şarkıda. Hafızası eskisi gibi kuvvetli değildi. Anımsayamadı kimin söylediğini bu şarkının. Unutmaya çalışmanın verdiği bir problemdi bu. Yaşadıklarını sürekli unutmaya çalışarak hafızasını kaybetme noktasına gelmişti. Çileli doğmuştu zaten ezelden. Ne sözler ne gözler doğuyordu onun için artık. Belki kendisi için değilse bile dışarıdaki insanlar için güneş doğmaya başlamıştı. Yataktan kalktı ve yüzünü yıkamaya gitti.