in

GüzideGüzide

Hanım Abla

 

Neriman teyze ekmek yapıyor. Kokusu yine tüm köyü sarmış. Akşama doğru kapıma bir iki tane asacak mutlaka. Yeni çaldığı yoğurttan bırakacak, olmadı akşam camıma bir taş atıp, bir eksiğim olup olmadığını soracak. Sonra saatlerce yan komşunun kocaya kaçan kızını konuşacağız.

  •  “Edep lazım edep!”
  • “Seni karnında taşıdı o kadın. O baban kendisi giymezdi sana giydirdi. Nasıl kıydın da gittin utanmaz uslanmaz!”
  • “Tüm köye rezil olmaları da cabası”
  • “Oğlan eski camiinin imamı Hasan Hoca’nın akrabasıymış. Şehirli, okumuş. Duyduğuma göre tapu kadastroda memurmuş amma azıcık düşkünmüş şu zıkkıma. Günde üç beş şişeyi devirmeden eve gelmezmiş”
  • “Kızın umurunda olur mu hiç? İçsin… Yeter ki götürsün beni buralardan diye haber yollamış oğlana. Her gün ahır işi, ev işi, bahçe işi tarla işi. Burama kadar geldi der imiş”

Bunları ezberledim şimdilik.

Güneş çoktan yüzünü göstermiş, hava nazlı nazlı esmeye başlamış, talebeler bir bir evlerinden çıkıp okullarının yolunu tutmuş.

Elime defterimi kalemimi alıp köy kahvesine yürüdüm. Bir yandan temiz havayı ciğerlerime çekiyor, bir yandan da dün gece radyodan dilime dolanan Rumeli türküsünü mırıldanıyordum. Berber dükkânının açmış. Şehre inecekler kasabanın arabasını bekliyorlar. Kahveye girdiğimde Ahmet amcadan başka kimsenin olmayışı dikkatimi çekti. Köyün gençleri ile Ahmet amca pek anlaşamıyorlardı. O kahveye girdiğinde, gençler birer birer hayıflanıyor, kahveyi terk ediyorlardı. Benimse köydeki en yakın arkadaşımdı. Neriman teyzeden bile daha yakındı. Birlikte Fenerbahçe’nin durumunu konuşurduk. Ülkeyi kurtarırdık. Bana eski zamanlardan bahsederdi sık sık. Önceden evladım derdi. İnsanlar daha samimiydi, içtiğimiz suyu üzmezdik. Meyve yediğimiz ağaçlar bizden razıydı derdi. Eşi vefat etmiş. İki oğlu da hayırsız çıkmış. Kendi başına yaşayıp gidiyor buralarda Ahmet amca. Bir ara gözü defterime ilişti ama ne yazdığımı soramadı.

  • “İş mi yine? Dedi.

İş dedim.

Bir sigara yaktı.

  • “Bak evladım; yine yaz yiğidi gibi çıkmışsın dışarıya. Bizim buraların havası çarpar adamı. Zayıfça da bir delikanlısın. Kendine dikkat et. Üşür de hastalanırsın. Hastalanırsın da kimse gelmez yardımına. Kimse gelmez de maazallah genç yaşında kara toprakta buluverirsin kendini. Hiçbir şey olmasa bile o Neriman seni çenesiyle gömer toprağa”

Gülümsedim.

  • “Ölümden korkar mısın bey amca?”
  • “Bazı zamanlar evladım. Ama yaşamaktan daha çok korkarım. Ondandır daha ölmem ben”
  • “O niyedir?”
  • “İnsan evladım insan. Daima korktuğunu yaşar. Ölsem ne olacak? Şükür abdestimde namazımdayım. Bir Azrail’e karşı saygıda kusur etmekten endişe ederim o kadar. Oysa yaşamak öyle mi? Başımıza ne geleceği belli değil. İnsan en çok bilmediklerinden korkar evladım.”

Ahmet amcanın herhangi bir felsefeciyle tanışıklığının olmadığına emindim. Böyle şeyler gazetelerde de yazmazdı. Ama doğru bir laf etmişti. İnsan en çok bilmediğinden korkar ve korktuğunu yaşar.

Küçük yaşlarımda kırmızı bir arabam vardı. O parmak kadar arabaya annemi babamı bindirir her sabah kırlara, yeşilliklere pikniğe götürürdüm. Denize giderdik beraber. O arabada uyurduk. Annem poğaçalar yapardı sıcak sıcak. Oturur babamla beraber o arabada yerdik. Küçücük yaşımda tüm dünyamı o arabaya sığdırmıştım. Her yere o arabamla giderdim. Dünyayı o arabayla kurtarırdım. Dünyayı kurtarmayı o yaşta kafaya takmıştım. Ajanslarda ölüm haberleri geçerdi. Arabama biner uzaklaşırdım. Babam gizli gizli ağlardı bazı günler. Ay sonu der cümlesini tamamlayamazdı. Çocuğun montu bu ay da kalsın derdi. Arabama biner üşümezdim. O kırmızı arabam kaybolmasın diye geceleri ona sarılır uyurdum.

Ta ki alt komşunun şımarık çocuğu üzerine basıp kırana kadar. Hatırladığım ilk hayal kırıklığı, hayatın bana ilk merhaba deyişiydi.

  • “Peki, rahmetli eşin bey amca? Hanım abla ölümden mi çok korkardı? Yoksa yaşamayı mı severdi?”

Duraksadı. Bir süre sustu. Uzaklara daldı. O yaşlı yeşil gözleri ıslanmaya başlamıştı. Yanlış bir şey söylediğimi düşünerek bir an için utandım. Özür dilemek için yüzüne baktığımda o yaşlı yeşil gözlerinde yaşlar süzülüyordu. Ama o gözlerde farklı bir şey daha gördüm. Bu bakışı nerede olsa hatırlarım. Pişmanca bakıyor, gözlerini benden kaçırıyordu. Bir an Neriman teyzenin bana dedikleri aklıma geldi. Ama asla böyle bir şeye inanmak istemedim.

Ahmet amcanın çocukları hayırsızdı. Eşi de vefat etmişti. Hepsi bu…

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

14 Points
Sevdim Sevmedim

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

3 Comments

Loading…

0