Bugün bu satırlarla odanıza çıkalım ve sekiz yaşındaki sizi inceleyelim biraz. Kimi haylaz, kimi içine kapanık… Eve dönüş saatinin akşam ezanına müteakip olması kuralı vardır.Bu kurala uyanlar, oyunlara dalıp unutanlarla birlikte. Eve gelindiğinde eller toz toprak içinde, ilk fırça anneden; “halılara basmadan doğru banyoya.” Bir tebessüm doğdu yüzünüzde, bunu hissetmek güzel. Eve geldiniz, yemek hazır fakat eksik olan bir şey var. Harikasınız, yankılandı buralar ‘ekmek’ diye, evet koro halinde tekrar alalım. Maalesef ekmek yoktur evde ve yine siz gidersiniz almaya. Yıllarca sordunuz kendinize belki de “bu ekmek ben eve gelmeden neden alınmaz ki” diye, söylene söylene düştünüz yollara ama o da nesi? Anneniz seslendi, bir kulak verin; “giderken çöpü de götür.” Çocuk olmak neydi? Ekmek almak, çöp dökmek, akraba düğünlerinde anlamsızca salonda koşmak, pazarda anneniz istediğiniz oyuncağı almadığı için ağlamak… Bunları düşününce çocukluk neymiş diyoruz. Anıları tazeliyoruz. Ve buyurun köşedeki o masum sandığı açalım, ne dersiniz? Çocukluğumuzu kilitlediğimiz o sandığı…

İnsan her ne kadar büyümüş olsa da, çocukluğundan bu güne o sandığa elbet bir şeyler atmıştır. Oynadığı bez bebeğini, çelik çomak için meşe ağacından özenle kabuğunu soyduğu sopasını, bütün mahalleyi dize getirdiği kırmızı varaklı kaflik diye nitelendirdiği misketini. Her insanın özel bir oyuncağı, anısını sakladığı bir eşyası vardır elbet. Bugün kaç kişiyi yendiniz misket oynarken veya çamurdan kaç çeşit yemek yaptınız, tuğla parçalarını toz haline getirip iyice süslediniz mi? Seksek oynarken uğurlu taşınız umarım parçalanmamıştır. Değil mi ama ne günlerdi diyorsunuz. Peki en sevdiğiniz oyun hangisiydi? Saklambaç olabilir mi? Ebe olan arkadaşınız saymaya başlayınca, bir su molası için eve gitmek fena fikir sayılmaz çünkü. Peki ya körebe, bu kez ebe siz olun bakalım. Annenizin herhangi bir eşarbı ile bağlayalım gözlerinizi, bizi yakalamaya çalışın. Bizler her ne dersek diyelim bunlar özel oyundu bizim için. Genelde erkekler futbol, kızlar evcilik oynarlar. Fakat buyurun dolaşalım çocukluğumuzun oyunlarında… Bizim için özel olduğunu düşündüğümüz bir taş, tebeşirle sokağın asfaltına çizilen sekiz kareden oluşan bir oyun sahası. Adına seksek demişler. Bir zamanlar öğretmenlerin bazı öğrencilere “tek ayak üzerinde tahtada bekle” sözünden doğduğunu düşündüğüm bir oyundur seksek. Kazananın eline bir şey geçmediği gibi kaybedeni de üzmez. Çünkü oyun henüz bitmeden ya tartışma çıkar ya da birimizin annesi çoktan çağırmıştır.

Babalarımızdan gelme bir oyun var, bildiniz mi çelik çomağı? Kendinize çok güzel bir sopa ayarlayın, çelik çomak oynamaya gidiyoruz. Kendi sopanızdan hariç bir de ufak bir çubuk ayarlayın. En uzağa atan kazanır, hadi kolay gelsin. Ben anlamam diyenler benimle devam etsinler o halde… Para toplamalıyız çünkü çok iyi bir fikir var aklımda, bir top alalım ve istop oynayalım ne dersiniz? Öyle mızıkçılık yapmak yok, doğru düzgün renkler seçelim lütfen!
Ebe olan arkadaşımız topu yukarı atar ve bir isim söyler “Aliiiii!”
Ali topu tutar ve “istop” herkes donup kalmak zorundadır. Şimdi Ali’den bir renk rica edelim..

“Kırmızııııı”

Bütün herkes seferber olur. Mahalledeki ablalar, yoldan geçen ağabeyler, kıraathane önünde oturan emekli dayılar… O an kırmızıyı bulan yaşadı bulamayan yandı diyelim… Hazır top almışken biraz da yakan top oynayalım. Gruplar belli değil mi? Çocukluğunuzda herkesin bir tayfası vardı, siz de o tayfanın içindeki yerinizi alın ve başlayalım. İlk önce güçlü olanı vurmaya çalışırız, eğer saydırmalara kalırsa işimiz zorlaşmasın diye.

Çocukluğumuzun vazgeçilmezi oldu çoğu oyun. Saklambaç, körebe, çelik çomak, seksek bunları oynarken sevinçten havalara uçardık. Çok gülerdik, eğlenirdik. Yazları bir şölen olurdu mahallede, bizi durdurana aşk olsun. Şölenin adı mı? Benim uçurtmam altı çıtalı. Rengârenk poşetlerden yaptığımız kuyruğu, gövdesine çizdiğimiz Türk Bayrağının temsilcileri hilal ve ay ve en uzağa en yükseğe göndermek için hazırladığımız ipimiz… Şölen başlasın ve benim uçurtmam en uzağa gitsin, selam götürsün o yerlere, benim uçurtmam çıksın en yükseğe…
Yüksek demişken, grubun bir kısmı gelemedi şölene, mahallede yerden yükseğe daldılar da biraz. Onlar geleceğin artistleri, çok müzik dinlerler ve bunu belli etmek için de favori oyunları şarkılı yerden yüksektir. Hadi bakalım kimin hafızası daha kuvvetli, harfimiz geliyor “Z” buyurun. O dönemde aşk nedir bilmez çocuklar Neşet Ertaş şarkılarını ezbere bilirler sırf oyun için “Zahide kurbanım ne olacak halimmm…” Anılarınızı hapsetmeyin o sandığa, çıkarın ve çocuklarınızla paylaşın. Anlatın onlara seksek nedir, körebe nedir, yerden yüksek nedir? Naçizane biraz tozunu aldık o sandığın. Şimdi saklambaç oynayalım mı? Siz ebe olun biz saklanalım, belki bir oyunda karşılaşırız…