in

Hastalık

Fırtınada şiddetle dalgalanan bir okyanustan daha öfkeliydi. Kendini sığdırabilecek bir yer bulamıyor, hiçbir yere ait hissedemiyordu. Sorsanız hiçbir yere layık değildi. Sevgisizlikle, kimseyi rahatsız etmeden, kimseye görünmeden büyüyüp bu yaşına kadar gelmişti. Arada bir çocukluğuna dalıp gidiyordu. Düştüğünde bile kendisi kalkmış, kanayan dizlerini kendisi sarmıştı, her seferinde. Bir an için olsa bile yanına yanaşan, gözyaşlarını silen, belki küçücük başını omzuna yaslayan, ellerini tutan kimse, hiç kimse yoktu. Ona biraz olsa sevgisini veren yoktu. Keşke tek sevgisizlik olsaydı onu hasta eden. Duyulmamak, dinlenmemek, umursanmamak, anlaşılmamaktı yüreğini acıyla kaplayıp nefes aldırmayan. İlklerde içindeki çığlıkları duyurmaya çalışırdı. Kimse umursamayınca sesi kısılana dek bağırmaya başladı bu kez. Duymadılar. Küçük bir tıkırtıya kulak kabartanlar onun çığlıklarında boğulmasını duymadılar. Yaralı ve çelimsiz bir yavru kedi gibi muhtaçtı şimdi sevilmeye. Saçlarının okşanması nasıl bir his, bilmiyordu bile. Sevilmek için yapmadığı şey kalmamıştı. İnsanları dinler, anlamaya çalışır, ağladıklarında sarılır, üzüldüklerinde teselli eder, zaman zaman kendini küçük düşürür ama onları güldürmeyi başarırdı. Kendine yapılmayan her şeyi başkalarına yapardı. Sonra hepsi gitti. Sözler, renkler, yüzler… Onlar gittiğinde kalbinde başlayan kıvılcım söndürülemeyecek bir orman yangınına dönmüştü. Onlar gitti. Yangın büyüdü. Anladı ki; sözler hep yalandı, gerçekliğine kendini kaptırmış olsa da. Onun hayatında sadece siyah ve beyaz vardı. Renkleri bir an için gördüğünü sansa da. Ona gülümseyen yüzlerin ardında bambaşka bir yüz yatıyordu. Öyle zor geliyordu ki bu yalnızlıkla tek başına başa çıkmak. Çok zordu artık eskisi gibi olmak. Eskisi gibi karşılık beklemeden sevmek imkansızdı. Bu kadar yanılgıdan sonra kendini sevmesi bile çok zordu. O sadece anlaşılmak isterken yalnızlığa mahkum edilmiş, sevilmek isterken sevgisizlikle sınanmıştı. Hastaydı artık. Bunu kabul etmek istemiyordu. Gün geçtikçe daha kötüleşiyor, bunu sadece kendisi fark ediyordu. Yemek yemiyor, gitgide eriyordu. Çığlıkları tükenmek bilmiyor, hiçbir ilaç kalbinin sızısını geçirmiyor, kafasındaki sesleri susturmuyordu. Öfkesini hiçbir zaman dindirememişti. Hatta gün geçtikçe daha da artmıştı önceleri fark edilmeyecek kadar ufak olan bu öfkesi. En çok kendine kızıyordu. İnsanlar ona nasıl davrandıysa o da kendine öyle davranıyordu çünkü. Kendini suçluyor, kendine vuruyor, kendine bağırıyor ve hiçbir şey olmamış, bunları yapan kendisi değilmiş gibi hüznüyle gülümsüyordu. Korkuyordu. Ya o da onu sevdikleri gibi severse kendini… Ya hastalık beynini ele geçirir de onu bambaşka birine dönüştürürse… Ya bir sabah uyandığında nefes almayı unutursa… Ya kendini bile hatırlayamayacak kadar delirirse… 

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

12 Points
Sevdim Sevmedim

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

One Comment

Loading…

0