Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Lisede Başlamıştı Osmanlı Sevdası

Abdurrahman Bey, 1886 yılında o devirde Hindistan’a şuan Pakistan’a bağlı Peşaver şehrinde doğmuştu. Babası Ghulam Samdani ülkenin en zengin müteahhitlerindendi. Aligarh İslam Okulu’nda okurken Osmanlı Tarihi ve Türk Kültürü’ne ilgi göstermeye başlamıştı ki Balkan Savaşı patlak verdi. Abdurrahman Bey bunun üzerine Hint Müslümanlarının kurduğu Hilal-i Ahmer Cemiyeti Türk Yardımlaşma Fonu’na dâhil oldu, arkadaşlarına önderlik ediyordu. Beraber öğle yemeklerini yemeyip öğle yemeği parasını bağışlıyorlardı.

Kıyafet ve Kitaplarını Satmıştı

Hindistanlı Müslümanlar Osmanlı’ya yardım etmek için büyük gayret gösteriyorlardı. Gazetelerde katledilen kadın ve çocukları gören Hindistanlılar, yoksulluklarına rağmen yardıma koşuyorlardı. Hatta Peşaver’de yardımlaşma fonlarına verecek hiçbir şeyi olmayan 20 yaşındaki Gulam Muhammed ile 21 yaşındaki Gulab Din, kendilerini Allah için satışa çıkarmıştı, satıştan elde edilecek parayı da yardım fonuna vereceklerini söylemişlerdi. Böylece kendilerini satın alacak şahsa ömür boyu köle gibi hizmet etmeyi kabul etmiş oluyorlardı.

Yine Peşaver’de yardım kampanyasına verecek hiçbir şeyi olmayan genç bir kadın, 4 aylık bebeğini bağışladığını, açık artırmayla yapılacak satıştan elde edilecek meblağı da fona vereceğini ilan etmişti, açık artırmaya çıkan bebeği Peşaverli bir zengin almış ve daha sonra bebeği annesine iade etmişti. Anne ise aldığı tüm parayı yardım kampanyasına bağışlamıştı.

Abdurrahman Bey yardım toplama işlerine liderlik ediyordu, aynı zamanda toplanan paraların ulaştırılması ve Osmanlı ordusuna yardım için İstanbul’a gönderilecek Hindistan Hilal-ı Ahmer Cemiyeti Tıbbiye Heyeti’ne gönüllü olarak yazılmıştı. Kendisine engel olacaklarını bildiğinden ailesinden habersiz yola çıkmış, yol parası olmadığından elbise ve kitaplarını satarak yol masraflarını karşılayabilmişti.

Savaşta Bir Yandan da Muhabirlik Yapıyordu

Balkan Savaşı’nın hemen ardından Aralık 1912 tarihinde İstanbul’a gelen Abdurrahman Peşaveri, cepheye giderek bir yandan hastabakıcılık görevinde bulunuyor bir yandan da cepheden aldığı haberleri Hindistan’a iletiyordu.

Peşaveri’nin 26 Mart 1913 tarihli “Edirne ellerimizden kaydı gitti. Allah bizleri korusun. Bu menfur hadise karşısında çaresizliğimizi tarif bile edemiyorum. Lakin takdir-i ilahiye kim karşı koyabilir?” telgrafı sonrasında Hindistanlı Müslümanlar üzülürken, 22 Temmuz 1913 tarihli “Türk ordusu, şükürler olsun, Edirne’yi kurtardı.” müjdeli telgrafı Hindistan’ı adeta bayram yerine çeviriyordu.

Hint Müslümanlar savaşın bitmesiyle ülkelerine dönmek için İstanbul’a gelmişlerdi. Peşaveri’nin bulunduğu yardım heyeti saraya çıkarılmış ve heyettekileri bizzat Sultan Reşat kucaklayarak tebrik etmişti.

Hindistanlı Bir Türk Subayı

Hindistan’dan gelen heyetlerin çoğu birer birer geri dönmüşler, bazıları da Anadolu’nun ve Hilafet’in kurtuluşu için kalmışlardı. Peşaveri, Anadolu kurtulmadan gitmeyeceğini söylemesi üzerine Rauf (Orbay) Bey, Peşaveri ile ilgilendi ve harp okuluna yazılmasını sağladı. Gelibolu’da mülazım (teğmen) olarak düşmanla çarpıştı ve üç kez yaralandı.

Sultan Reşad, 1915 sonlarında Afganistan Kralı Habibullah Han’a Afganların desteğini almak için Rauf Bey başkanlığında bir heyeti, hediye götürmekle görevlendirmişti. Heyete Urduca, Farsça bilen Peşaveri de dâhil olmuştu. Basra’yı işgal eden İngilizler, Heyet’e İran’da pusu kurmuşlardı. Afganistan’dan karayolu ile hacca giden Afganları silahlandıran Peşaveri, sınır hattında bulunan bir geçidi 36 saat savunmuş ve Heyet’in esir düşmesine mani olmuştu. Ama kendisi yaralanmıştı. Bu hadiseler üzerine Heyet, İstanbul’a geri dönmek zorunda kaldı.

Anadolu Ajansı’nın İlk Çalışanı

Abdurrahman Bey, İstanbul’un İtilaf Devletleri’nce işgal edilmesiyle bir müddet İstanbul’da gizlenmiş olsa da İzmir İşgali sonrasında, 25 Mayıs 1919 tarihinde, Rauf Bey ile gizlice Bandırma’ya gelmişti. Haziranda Amasya’ya geçerek burada Kuvay-ı Milliye’nin İngilizce yazışmalarında görev yaptı. AA’nın kuruluş çalışmalarında bizzat bulundu.

AA’nın ilk çalışanı olarak kayıtlara geçen Peşaveri, ajansta çalıştığı süre boyunca özellikle Yunan ordusunun Anadolu’da yaptığı katliamların Avrupa kamuoyuna duyurulması için özel çabalarda bulunmuştu.

TBMM’nin İlk Büyükelçisi Oldu

Milli Mücadele’de büyük yararlılıklar gösteren Peşaveri, Ağustos 1920’de Afganistan’a “Fevkalade Murahhas” unvanıyla ilk Türk Büyükelçi’si olarak atanmıştı.

İngilizlerin takibinden kurtulmak için 4,5 ay gibi zorlu bir yolculuk yaparak ancak Kabil’e varabilmişti. Peşaveri’ye burada Kral Emanullah Han tarafından büyük bir hürmet gösterilmiş ve kendisine bir saray tahsis edilmişti.

Vatanım İşgal Altındadır

Kabil’e büyükelçi olarak geldiğini duyan ailesi kendisine Peşaver’e dönmesi için mektup üstüne mektup yazıyordu. Peşaveri 10 yıl görmediği ailesine “Vatanım işgal altındadır. Ben hür bir adamım. İngiliz işgali altındaki topraklara gitmem.” şeklinde tarihi bir cevap vererek onları reddetmişti.

Abdurrahman Peşaveri Bey, daha sonra bizzat Kabil’e gelerek kendisi ile birlikte evine dönmesi için adeta yalvaran annesini “Anne, Anadolu işgal altındayken dönemem.” diyerek cevaplamıştı.

Rauf Orbay Zannedilip Şehit Edildi

Haziran 1922 tarihinde büyükelçilik görevini Medine Müdafi Fahreddin Paşa’ya devreden Abdurrahman Peşaveri vatanım dediği Türkiye’ye dönmüştü. Türkiye’de Rauf Orbay Bey’in yanında görev alan Peşaveri, Mayıs 1925 gecesi Beşiktaş’tan Nişantaşı’na evine dönmekteyken silahlı üç kişinin saldırısına uğradı. Bekçiler tarafından yaralı olarak hastaneye kaldırılmasına rağmen, bir aylık tedavi çabası sonucunda kurtarılamayarak vefat etti. Ölümü Hindistan’da büyük üzüntüye sebep olmuş olan Peşaveri’nin kabri Maçka Mezarlığı’nda bulunmaktadır.

Burak Eruluğ