in

Huzur Satıcısı

Elimdeki beyaz gül, benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Çöpe atmak istiyordum fakat gönlüm razı değildi. Neden bu kadar tereddüt içinde olduğumu da bilmiyordum! Alt tarafı bir gül. Belki de ömrümde ilk defa birinin bana gül hediye etmesinden kaynaklıydı bu durum. Belki de uzaktan yakından alakası yoktu. 28 yıllık ömrümde ilk defa biri bana gül hediye etmişti. Hoşlandığım adam değildi, –ki öyle biri zaten yoktu- benden hoşlanan biri de değildi. Alt tarafı çiçek satan çingeneydi. Gülü bana uzattığında almak istemedim, çünkü ne kadar ‘’içimden geldi, benden sana hediye’’ deseler de para isteyeceklerini biliyorum. Defalarca başıma geldi.

‘’Abla, kızım aç. Bir süt parası versen?’’

‘’Al bakalım.’’

‘’Bir lira mı? Bari kağıt para ver! Bu gülü 20 tl’den satıyoruz.’’

Bugün de aynısı oldu. Aslında tam olarak aynısı değildi, çünkü bu gülü elime sıkıştıran çingene, ne kadar ısrar etsem de para almadı benden.

‘’Sana şu beyaz gülü veriyorum. Neden biliyor musun? İlerde bu gül kadar beyaz ve güzel bir gelinlik giymen için’’ dedi. Her şey burada bitmiyordu!

‘’Bu gülün sapını azıcık kır ve denize atıp dilek dile’’ cümlelerini ekledi.

İnsan küçücük şeylerden mutlu olmalıydı. Radyoda sevdiğin şarkının çalması, bir çocuğun başını okşamak, simidini köpekle paylaşmak, deniz kokusu, vapur sesi ve daha birçok şey… Bunlar hep mutluluk sebebi. Çingenenin karşılık beklemeden gülü bana vermesi ve böyle güzel dileklerde bulunması beni mutlu etmişti. Fakat gülün sapını denize atmakla dileklerimin gerçekleşmeyeceğinin bilincindeydim. Yine de çingenenin hatırı için bunu yapacaktım. Gülün sapını kırdım ve ‘’öyle bir an’a gideyim ki, o an değerli olduğumu hissedeyim’’ deyip elimdekini denize attım. Gülün sapı denizle buluştuğu an, gökten süzülüp bana doğru uçan martıyla göz göze geldik. İlüzyon gibiydi her şey. Gözümün önünde rengarenk baloncuklar dönüp durdu. Martının yüzü, çingenenin yüzüne dönüştü. Gülümsedi. İçimde tarif edilemeyecek bir huzur oluştu. Ruhum, martının bedenine girecek sandım, yanıldım. Çingene kadının yüzü akıp gitti ve martı bu sefer erkek kılığında karşımdaydı. Belki de yaşadığım dönemi aşıp, geçmişe doğru yol almıştım. Yoksa her şey bir yanılsamadan ibaret miydi? Keşke öyle olmasa…

Sokak değişti, martı değişti. İçimdeki sıkıntı, bambaşka duygulara dönüştü. Başında fes olan bu adam –ya da martı mı demeliydim?- bana bir şey uzattı, bir hediye. Ellerimin arasına alıp da hediyeye baktığımda, kendi yansımamı gördüm. Üstünde muazzam, ince işlemelerle dolu bir ayna.

‘’Size sizden daha güzel bir hediye bulamadım.’’

 

Not: Görseldeki tablo Frederick Arthur Bridgman’ın Portakal Satıcısı isimli tablosudur.

Sevdiniz mi?

Melek Rada

Yazar Melek Rada

heybedar.com kitap editörü

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Babalar, Şehirler ve Yaşamlar | Yağmur Plastik

Ruhuna Fesleğen