in

İnsanların Doğaya Dönüşü | Ümit Çeliker

İnsanların doğaya dönüşüyle ilgili yazıya başlarken, aklıma ilk gelen şey bir şarkı oldu. Bu şarkı doğa sevgisini bana en iyi hissettiren “simon and garfunkel’den el condor pasa” idi. Zaten bir şeyleri anımsamanın en güzel yolu bir koku, bir tat, bir ses değil midir? Şarkıları dinlerken illa bir anın olmasına da gerek yoktu halbuki! Dinlerken kurduğun bir hayal bile o şarkıyı tekrar dinlerken seni o tatlı anlara götürmeye yeterde artar bile.

Peki insanların doğaya dönüşünü, özlemini yazmaya karar verdiğimde beynimin içinde tatlı melodileri ve sözleri dolaşan bu şarkı ne diyordu?

“Salyangoz olmaktansa serçe olmayı tercih ederdim
Evet, ederdim
Olabilseydim
Eminim ederdim

Uzaklara, uzaklara yelken açmayı tercih ederdim
Bir kuğu gibi, bugün burada yarın başka bir yerde
Bir adam yere bağlanıyor
Dünyaya en üzgün sesini veriyor
En üzgün sesini

Çivi olmaktansa çekiç olmayı tercih ederdim
Evet, ederdim
Ama olabilseydim
Eminim ederdim

Sokak olmaktansa orman olmayı tercih ederdim
Evet, ederdim
Olabilseydim
Eminim ederdim”

Ne güzel demiş! “Sokak olmaktansa orman olmayı tercih ederim” İnsanlar geçip giden zaman içinde bir çok değişim yaşadı. Doğadan, köylerinden, kasabalarından kopup şehirlere göç ettiler. Bu göç ile hayattan arzulananlar, değerler ve hayata bakışlar olabildiğince değişikliğe uğradı. İnsana verilen değer, güven, paylaşma olguları artık hırslara, maddi olan başta para ve eşyalara tercih edilir oldu. Tabi bunlara hız ve teknoloji gibi unsurlar da katıldıkça hayatları doğrudan etkilemeye hatta daha da bireyselliğe, melankolikliğe doğru itmeye başladı. Baş edebildiği sürece insanlar “bütün bunlar insanların hayatına kolaylık, hız ve gelişim getiriyor”a sığındı. Ama bu yapaylığın getirdiği mutsuzluklarla baş edemedikçe geriye tek bir alternatif kaldı: Doğaya kaçış

Yere yakın oturmak bile insana iyi gelir. İnsan toprağa yakın olursa rahat eder. Binaların yapaylıklarından, insan elinden çıkan tasarımlardan çok doğadaki güzellikler insana mutluluk verir. Gri renkler değil, mavi, yeşil, doyasıya yeşil insana huzur verir.

Bunu keşfeden insanlar atalarına kızıyor. “Neden bırakıp gelmiş” güzelim memleketi diyor. Bunlar yine şanslı olanlar en azından memleketleri vardır ya da memleketten kalan tarla tokat yada köy evleri. Birde memleketi şehirler olmuş, hiç köyü olmayan, doğadan uzak büyümüş çocukların vay haline!

Bir de garip bir dönüşüm var. Eskiden köyden şehire daha iyi şartlar var diye göç edenlerin evlerini, arazilerini eskiden şehirde yaşayanlar satın alıp onların hayatına dönüş yapıyor. Biraz daha zaman geçince sanırım en büyük pişmanlığı köyden göç edenler ya da onlardan sonra gelen nesilleri yaşayacak.

Doğa ve doğadaki hayat çok güzel. İnsanlar doğaya yani özüne dönüyorlar. Çünkü tüketmenin insanı mutlu etmediğini, üretmenin mutlu ettiğini fark ediyorlar. Aldığınız maddi şey ne kadar değerli olursa olsun aslında hepimizin yaptığı gibi; yeni cep telefonu alırsın ve el üstünde gezdirirsin. Sonra zaman geçer sıradanlaşır ve bir bakmışsın düşe kalka en son çizilmedik, kırılmadık yeri kalmaz. Bütün maddi şeyler de aynı cep telefonu gibi. Maddi şeyler üzerine kurulan hayaller ulaşınca “bu muydu?” hissiyatına insanı sokup sonrasında mutlu olamamasını sağlıyor. Başarma hissi de bir yere kadar idare ediyor.

Bu yüzdendir ki hayalleri maddi şeyler üzerine değil de daha çok manevi şeyler üzerine kurmanın verdiği mutluluk kalıcı olur. İnsana huzur ve mutluluk veren şey tüketmekten çok üretmek, paylaşmaktır. Şuan ki dünyamızda en değerli olan şey zaman, su gibi akıp giderken zamanı yavaşlatabileceğimiz ve üretip paylaşabileceğimiz yer olan doğaya saygımızı korumalı ve ona yaptığımız yolculuklarda, dönüşlerde ve kaçışlarda onu tahrip etmeden, ona uyumlu yaşamalıyız.

Bizim hayalimiz de ileride doğayla iç içe yaşamak. Orada kendi ellerimizle doğaya uyumlu bir yaşama alanı inşaa etmek. Bu yaşam alanında üretmek ve doğaya uygun yaşamak hatta ekolojik yaşamak. Kurduğumuz yaşam alanını da sizlerle paylaşmak arzusundayız. YouTube kanalımızda bu hayallerimizi anlattığımız bir videomuz var eğer izlemek isterseniz hemen alta ekliyoruz.

 

İnsanların doğaya dönüşü umarız doğanında tükenmesini artırmaz ve umarız tek kaçış noktamız olan doğanın da bitmesine sebep olmaz.

Yazdığımız bu yazıyla ilgili fikir ve düşüncelerinizi yazımızın altındaki yorumlara bekliyoruz. İnsanların yaptıkları şehirler yıkılsa bile bir şekilde hatta daha güzeli yeniden inşaa edilebilir ancak Allah’ın yarattığı bu doğal güzellikler eğer yok olursa bu hepimizin sonu demektir. Güzel yarınlar için doğaya olan özenimizin artması dileğiyle…

 

 

Kaynak

Sevdiniz mi?

Avatar

Yazar heybedar

Heybedar Dergisi Yazı İşleri

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Kendime hoş geldim

Dergiler Kaybolurken