in

İnsanlığın Gölgesi | Nur Ecer

Mevsimsiz bir sabaha uyanıyor insanlık, sonra alabildiğince sûkût…

Kasımın son demlerinde buğusu vuruyor camlara yalnızlığın.

Tesellîden hallîce avutuyoruz umutları, üşüyen bir eli ısıtmaya çalışırcasına.

Ayaklarımız istemsizce yürürken soluksuz caddeleri, ruhumuz gölgelerin gölgesizliğinde çırpınıp duruyor…

İnsan girdiği duygu girdaplarından güçsüz benliği ile çıkmaya çalışırken buluyor kendini.

Ya da ne zaman geldiğini bilmediği bir şehir bankında yarınsız mutluluklarını tartmaya çalışırken…

Bakıyor insanlığa; herkes bir anlamsız savaşın ortasında sanki.

Uyandığı her gün geçirdiği diğer günün yerini aratmazken debelenip duruyor hayatın kıyısında.

Her gün aynı simitçi yine “- simiit” diye bağırıyor cılız bir sesle…

Vapur aynı, deniz aynı.

Gün aynı, insan aynı geçip giden yüzlerin gölgeleri aynı…

İnsan umarsız bakışlarını göğe kaldırdığında martıları aynı, bulutlar aynı buluyor.

Sonra bir belirsizlik vurup geçiyor tüm yüzleri; tüm gözler tek bir göz, tüm yüzler tek bir yüz oluyor.

Sahi insan her gün yaşamak zorunda olduğu hayata nasıl sarılıyor avuçları ile sımsıkı…

Gündüzler aynı, geceler aynı bir döngüde şaşmadan geçerken; insan her sabah ve her gün bir belirsizlik tabusundan düşüyor dünyaya.

İstemeye istemeye,

direne direne…

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

Loading…

0