Kaçmak istiyorlar.
Ağaçlar rüyalarımıza sızmış
yaprakları göğsümüzden sarkıyor
uçlarında bağlı gümüş ile saç teli
kuşlar kanatlarını bir özür gibi taşıyorlar
“keşke söylesen”
bu kenti terketmek artık kolay değil
kapıyı kapatıp çıkamıyorum içeriden
halbuki tersimiz düzümüzden dikişli
halbuki güneşliyiz
Sen
gözümün önünde, arkasında
ışıklar…
anlıyoruz ki alakalı değil rölativiteyle ruh
anlıyoruz ki mevsim mayısa değebilir
anlıyoruz ki prensesler de kalp sökebilir
onüç.
her şey dönüştüyse kuma
yola hırkamı giyer çıkarım
talep etmiyorum,
sırtımda taşıdığım gezegen
gözlerim kapanıyor, fakat dönüyorum
etrafın;
bakışları müşfik, bakışları kara
değiştiyse zaman, yatıştıysa acınız
müsaitseniz, kapınızı çalacağım
fark ediyorum, çünkü dikkat ediyorum
her kağıda farklı imza atıyorsunuz
fark ediyor ve arttırıyorum
müsait misiniz ? kapınızı çalacağım.

Misafir değilim,
lütfen beni ağırlamayın.

ihbarı idrak.
Teessüf ederim!
Haber değeri yok bunların lütfen meşgul etmeyin.
Sonra bir nota veriyorlar sesimiz kesiliyor,
bakışlarımız düşüyor.
arkamı dönüp bakmaya cesaret edince okyanus, rüzgar, dalgalar…
bir dirseğim sıraya dayalı kalıyor.
boş konuşuyorum.
özledim.
tamam.
cuma, cumartesi, pazar eksi.

M.Ç.’ya Şubat 2018