in

KIRKI ÇIKMIŞ

Sabahtan bu yana tek yaptığı şuan içtiği çayı demlemek olmuştu. Şekerliği doldurmaya üşenip şeker atmamıştı çayına, oysa üç kaşıktan az attığında midesi bulanıyordu. Balkondan gelen gideni izliyor insanların hareketliliği onu sandalyesine daha çok bağlıyordu. Nasıl bu kadar yoğunlar ve gidecek ne çok yerleri var diye düşündü. Telefonunun üç gündür çalmaması onu bir yandan üzüyor bir yandan da sevindiriyordu. Şimdi telefon çalsa kapatmak için bir bahane bulacaktı. Rüzgâr esse boynu tutulacak ama balkondan hiç içeriye girmeyecekti. En son guruldayan midesine yenik düşen adam boş bardağı balkonda bırakarak içeriye girdi. Yumurta mı kırsındı menemen mi yapsındı? En iyisi aşağıdaki kafede simit kemirmekti. Kim uğraşacaktı tavayı yıkamaya.  Atletinin üstüne bir tişört geçirip evin anahtarını ve cüzdanını alıp kapıyı açtı. Bir an kapıdaki çöp yığınıyla göz göze geldi. Çöpler orada değilmiş gibi yanından geçecekti ki ev sahibinin ezici bakışlarını aklına getirdi. Hadi Salim üşengeçliğin zamanı değil, dediyse de o bakışları iki bina uzaktaki çöp kutusuna tercih etti. Sonuçta azar zahmetsizdi. Oturduğun yerden azar yiyebilirdin ya da sen ayaktayken ezici bakışlara katlanabilirdin. Kapıyı kapatıp kilitlemeyi unutarak aşağı indi. Ayakkabı değil de terlik giydiğini yeni fark etmişti. İnsanların öğlen yemeği yediği yerde o bir simit yiyip çay içecekti şimdi. Apartmanın kapısını açıp köpeğini gezdirmekten yeni gelen kadına kapıyı tuttu. İnsanların bir uğraşları vardı en azından. Eve kedi mi alsındı ne yapsındı, geçirdi aklından. Aman şimdi bir de onun aşısı cartu curtu…

İki adımda kafeye girip kasadaki tanıdık yüzle göz göze geldi. Selam verebilirdi belki çünkü konuşmuşluğu vardı. Selam vermeden boş bir cam kenarına geçti. Selam vermediği eliyle sipariş için masaya çağırdı tanıdık yüzü. “Hoş geldin abi. Çok sessizsin bakıyorum bu ara. Uğramıyorsun da bir haftadır.” Kıpır kıpır olan genç garson, bizimkinin sinirine dokunmuştu. Galiba bütün yaşama hevesimi bu oğlana kaptırdım diye düşünmeden edemedi. Zaten şu kadarcık olan enerjisi anca bu kadar olurdu. “Sen bana bir simit bir de demlisinden çay getir Ufuk.” “Abi bu saatte ne simidi, istersen adana falan yaptırayım sana. Saat kaç oldu baksana” deyip saatini gözüne kadar sokmuştu. Belli ki saatini geçen ki haftalığıyla yeni almıştı. “Ne diyorsam onu getir Ufuk, sıkma canımı.” Şimdi şu kadarcık yaşam enerjisi, ikisi için de ölmüştü. Yüzü düşen genç başını sallayarak gitti. Telefonu cebinden çıkarıp bildirimleri okumak istedi ama okunacak ne bir bildirim ne de cevapsız arama vardı. Sosyal medyada bir oradan bir buraya atladı. Bu sıcak yaz günlerinde tatile gidenler, aşk acısı çekenler, yeni evli çiftler, gösterişçiler ve hayatı çok sevenlerle dolu telefonundan uzaklaşarak önüne konan simidi yemeye başladı. Belki karşısında birisi olsa sohbet edebilirdi. Ona en sevdiği renkten ya da bu aralar çok dinlediği şarkıdan bahsedebilirdi. İstediği ama alamadığı arabanın resmini gösterebilirdi. Sonra susardı çünkü konuşacak başka bir şeyi kalmazdı. Karşısında ki de sıkılır bir zaman sonra bahane üretip kalkmak isterdi masadan. Çayına üç şeker atıp karıştırdı. Dökmeliydi içini birisine, ama şöyle dinleyebilecek birisine. Hala var mı bilmiyordu. Hani şu eskiden yaşlı, bilge, yol gösteren adamlardan. Ayağının dibinden ayrılmazdı. Bir amaç edinmeliydi kendisine. Böyle boş boş ne kadar idare edebilirdi. Üniversitesini yeni bitirmiş ama öğrenci evinden iki aydır ayrılmamıştı. İki aydır ne iş arıyor ne de sınava çalışıyordu. Yaz okuluna kaldım diye yalan söylemesi de cabası. Yoksa para göndermezdi amcası ona. Neden keyif alamıyordu bir şeylerden ya da neden sürekli başı ağrıyordu? Beynini şöyle su dolu bir kavanoza atıp dinlendirmek geldi içinden. Bir süreliğine yok olsaydı keşke dünyadan. Simidi bitirip parayı kasaya kadar yürümemek için masaya bıraktı. Garson ona doğru gelirken eliyle masayı işaret edip parayı söyledi.  İşe başlamadan emekli olabilecek bir yorgunluğu olan bu insan, yirmi beş yaşında değil de kırk yaşında gösteriyordu.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

5 Comments

  1. İşte iş, öykümüzü sevmek ve öykü yükümüzü sırtlanmaktır. Sözümüzü bilirsek çalışma hayatı paylaşmaya sözleşme ediniriz. Öğrenciler öykünüzü sevdirin ve sözünüzü bilin işinizi edinmiş olursunuz. Gerisi hayatı paylaşmaya yönelik siyasi tercihleri doğru belirlemektir.

Loading…

0