in

Mavi Toprak Altı Yalağuz Bulut

 

İlerliyordum elim cebimde, ayağımı yere sürterek yavaşta olsa ilerliyordum. Garip bir sokaktayım, ağaçların kesilip yerine apartmanlar dikilmiş olan bir sokak. Paraya ihtiyacım vardı. Yanlış, biliyordum. Fakat usulca ilerliyordum. Sıradaki arabayı çalmak kolay olmayacaktı. Evet, basit bir hırsızım. İş veriliyor ve gidiyorum. O gün pek işler yolunda gitmedi. Bilirsiniz, biraz zordur. Fazla aç gözlü bir hırsız olduğumu söyler bizimkiler. Garajdan alıp kaçacaktım. Ne kadar zor olabilir ki, değil mi? Ama o gece daha fazla paraya ihtiyacım vardı. Villa şehirden uzakta küçük bir ormanın içinde bulunuyordu; üç dört katlı küçük bir şato gibi. Altında da küçük bir garaj var. Arabanın ne olduğu pek önemli değil. Ben zaten çok anlamam. Bulutlar hafiften damlalar bırakıyordu o gece. Bu iyiye işaret bulutlarla dans etmeyi seviyorum.

Bu şatonun üçüncü katındaydım. Biliyorum, sadece arabayı almam gerekiyordu ama paraya ihtiyacım vardı işte. Balkonun kapısını küçük bir kartla aralayıp içeri girdim. Evde kimse yok gibiydi. Bacaklarım titremekteydi sanki ayaklarıma bağlı bir pranga vardı da yürüyemiyordum. Oysaki işimin ehliydim. En azından ben öyle düşünüyorum. Zorda olsa en üst kattaki odaları bitirdim. Birkaç takıdan başka bir şey çıkmadı. Koridordaki tüylü bir mavi halının üstünden geçiyordum. Ayakkabım olmasa çok hoşuma gidecek bir halı. Koridorun sonundaki merdivene vardım ve vaktim daralıyordu. İkinci katı es geçmeliydim. Merdivenden sessizce inerken bir pencereye denk gelmiştim. Fazlasıyla spesifik bir pencere. Birkaç dakika dışarıyı izledim, öylesine. Evet hafiften de aptal bir hırsız. O da ne? Merdivenin sonunda gülümseyen bir pelüş oyuncak. Ayı veya tavşan fakat fazlasıyla çirkin. İkinci katta oda yoktu. Bomboş karanlık bir ortam, yanında da pencereden vuran ay ışığının yere bıraktığı hoş desenler.

Giriş katındaydım ve büyük, geniş koridorlara ayrılmaktaydı. Ohh, olamaz! İçeriden ses geliyordu. Boş olduğunu düşünüyordum ama ev düşündüğümden daha kalabalıktı. Bir adım daha atayım derken karşıma bir bebek çıktı, merdivendeki pelüş oyuncak kadar çirkin. Daha emeklemekteydi ve suratında garip bir gülümseme. Düzensiz suratına bakacak olursak eğleniyor gibiydi. Ama işte her zamanki gibi yanıldım. Suratı buruşmaya başladı ve işte yanağından süzülen bir damla. O korkuyla balkona ışınlandım resmen ve o korkunun devam etmesiyle tutunduğum demir çubuktan aşağı düştüm. Hatırladığım kadarıyla hala evde benim gibi bir misafir olduğunun farkında değillerdi. Garajın çürümüş kapısına hafif bir tekme attım ve içerideydim. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Gerisi daha kolaydı. Arabanın kapısını güçte olsa hafiften araladım ve arasına küçük bir tahta, uzun bir çubukla da şu kapı açma zımbırtısına bastım ve içerideyim. Bir düz kontak vee… canavar çalışmaktaydı. Kapıyı kırmamı haliyle duymuşlardı ki orman dediğimiz yüzlerce yalnız ağacın arasından polis araçlarının ışıkları görünmekteydi. Garajın kapısını ezip geçmiştim ve ardından yola çıkmamı engelleyen o dev giriş kapısını da. Mütemadiyen ilerlemeye başladım. Önümde uzun taşlı bir yol ve arkamda kızgın polis araçları vardı. Kaçamayacağımı düşünüyordum. İlerlemeye devam ediyordum. Arkamdaki araçlar o kadar artmıştı ki önüme yansıyan kırmızı ve mavi ışıklar birbirleriyle kavga ediyordu. İlerlemeye devam ederken aracı sallandıran taşları hissetmemeye başladım. Kafamı hafiften dışarı çıkardım ve araç yükselmişti. Evet, araç havada süzülüyordu. Şoktayım fakat polisleri atlattığımın bilincindeydim. Giderek yükseliyordum, bulutlar musluğu fazlasıyla açmışlardı. Damlalar camları kıracak gibiydi. Biraz daha yükseldim bulutların üstündeyim. Bulutların üstünde araba sürüyorum ve hala şoktayım. Güneş yükselmeye başladı. Somurtan siyah bulutlar yerini gülümseyen beyaz bulutlara bırakıyordu. Altımdaki bulutta yerini gülümseyen buluta bırakacakken yukarı yükselmeye başladım. Yükseliyorum ve yükseliyorum. Artık durdum. Korkunç bir uydu tarlasındaydım. Ne ilerleyebiliyordum ne yükselebiliyordum. Düşündüğümden daha fazla uydu dolanıyordu. Uyduların arkasında umutlarını kesmiş yıldızlar yerlerini alamayacaklarının farkındalar.

Artık aşağı inmeye karar verdim, pek görülecek bir şey yoktu. Nasıl yapacağımı bilmiyordum. Az da olsa yükseklik korkum vardı. Kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Fakat araba gibi süzülemiyordum. Aşağıya doğru düşmeye başladım. Araba havada ve bana el sallıyordu. Aşağı düşmeye devam ediyordum. Gözlerimi yumdum. En son bunları hatırlıyorum. Gözlerimi mavi bir toprağın altında açtım. Uzun karanlık bir koridor gibi burası ve az ileride bana el sallayan araba, paramparça olmuş. Onu yukarıda bıraktığımı hatırlıyorum. Bu mavi toprağın üstünden ağlama sesleri geliyor. Biri polislerden kaçarken bir kamyonete giren hırsızdan bahsediyordu. Ne olduğunu hala anlayamıyorum. Topraktan aşağı damlayan gözyaşları burayı tıpayla kapatılmış bir küveti dolduruyormuş gibi doldurmaya başladı. Yavaşça yükseliyor. Garip bir şekilde tenim karanlıkta parlamaya başladı. Önümde beyaz bir kapı, nereden geldiği belirsiz. Elim cebimde, ayağımı yere sürterek kapıya ilerlemeye başladım. Açtım ve içerideyim, sonu olmayan mavi desenli bir oda. İlerledim. İlerliyorum, ilerliyorum ve ilerliyorum.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

Loading…

0