in ,

Olması gerektiği gibi.

Basit kelimelerin gölgesi düşmüyor sayfalara.Arınmamış ve en temiz tüm kirleriyle akıyor parmak uçlarımdan.Anlaşılır kılınması da gerekmiyor çünkü bazen ben bile okuduktan sonra anlıyorum olanları.Hayal ile karışmış gerçekleri,kimsenin duymadığı o sesleri,önümden tüm hızıyla geçen bir tren gibi görüntüleri…Yaşandığı ana hapsoluyor tabi eğer yazılası varsa anın bir kanıt kalıyor geriye benden sonra da başkasının yaşamını okur gibi okuyorum okunası her kelimeyi.Şimdi bir yara ağzımın kenarında üstelik kabuk bağlamıyor olması canımın yanmasına alışkanlık kazandırıyor.

Dumansız havalarımın sahasında yine boşluk cirit atıyor.Biri var sadece eski bi duvar yazısı altına çökmüş,bacakları düzene aykırı bir şekilde uzanmış,elleri nerde o da bilmiyor inan!Gözleri çoktan boşalmış iki kova çukurlukta kazanmış üstelik.Çizgileri de halkaları da ne yaşının ne de yaşadıklarının hatıracısı.Bakıyor nereye baktığını bilmeden öylesine.Çünkü baktığı yerde kendi gözleri var farklı biçimlerde  ağlayan,mutsuz…Ama o mutsuzluğu zaten biliyor o yüzden kendine soracağı tek şey mutluluğun nerede öldüğü.Soru havalanınca zihinden gözler yok oluyor,karanlık çöküyor (ama ona aydınlık aslında) ve oynamaya başlıyor karşısında tüm sahneler.Yağmur iniyor iki beden var vakitleri bitmiş iki aşk dolu beden ve gitmek lazım gelmiş.Sarılmışlar sanki son gibi sonra kopmuşlar birbirlerinden adımlamışlar biraz ve birden hava da asılı kalan yağmurları buharlaştıracak iki bakış karşılaşmış.Yürümek gibi suyun üzerinde hatta koşmak gibi bir şey yaptıkları.Sonra yeniden aynı sahne ayrılamayan iki beden sevgileri fazla gelmiş fazla aşktan ölecek iki beden.Akşam ezanlarına sinmiş is kokularında koşan,kuytu köşe arayan,göz göze gelemeyen,geldiğinde de ayrılamayan.İki farlı mezarın üzerinde açan çiçekler gibi hep sonu güzelleştiren, son anda yanında olan,son anda değer bilen ve kendini gösteren.Geçiyor bir kedi ve bölüyor tüm karanlığı,dağıldı dumanlar ve  öksürüğe boğuldu.Kalkmaya çalışmadı hala elleri nerede bilmiyordu çünkü.Yoksa onunla o ilin sıcağında erimiş miydi?Bildiği tek tek şey boş bir sayfa çizgileri de yok üstelik ama çizgi halinde yazacak kadar büyümüştü.Büyümüştü çünkü büyünüyordu…Ama şuan ne önemi vardı ki kalkamıyordu ayağa zaten ona uzanan hiçbir el onu ayağa kaldıracak kadar güçlü,ona dokunacak kadar uzun değildi.Durduğu yerden karaladı  bunları,karalandığı yıllarını…Sanki onu içine çekecek gibiydi taşların soğukluğu ama onunda yeri yoktu çünkü o ne zaman içinde birini öldürse taşlara gömüyordu taşlarda artık onun canlısını bile istemiyordu.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

Yazar

Yazar Sedameda

Şiir, Şiirdir Efendim

Hastalık