Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Bu dünya; günü gününe uymayan, bizim geometrik şekiller biçiminde hayatımızı idame ettirdiğimiz, hayli yaşlı bir gezegendir. Bizce yuvarlak, kahvehanedeki abilerim için delikanlı olsaydı dönmezdi, meyhanedeki abilerim için durdurun ineceğim, melankolik için benim dünyam sensin Müjgan, sofu için üç günlük, aktris için bir oynayıp gideceğim, Amerika için hepsi benim(!) , çok bilmişler içinse elips şeklinde bir yer işte.

Gelelim içinde aldığımız geometrik şekillere…Hayat dediğin iki ucu b*klu değnek aslında fakat bir felsefeci edasıyla ‘’ hayat aslında düz bir çizgidir’’ diye çağırmak daha sükseli olduğundan olsa gerek böyle atfediyoruz, hem zaten terbiyemiz de müsaade etmez diğer türlü söylemeye. Sonra vahşilerin de vahşisi insanın da içinden geçmeye çalıştığı bir ateş çemberi bu hayat, hoş kime sorsan geçmiştir de feleğin çemberinden. Öyle ya, insan sarrafı olmamız, ‘’adamı gözünden tanırım ben’’ böbürlenmesi, ‘’biz neler gördük, hey yavrum heyy’’ ahkâmları hep buradan gelir…

Köşe kapmaca var sonra. Dostların, arkadaşların, akrabaların hatta hatta aile bireylerinin bile uğruna birbirilerini ezdikleri, ciklet gibi çiğnedikleri, ‘’ ama bu benim hakkım’’, ‘’ en büyük pay benim olmalı’’, ‘’ o koltuk benim’’ , ‘’şu pozisyon benim’’, kuyu kazmak deyimini en iyi şekilde icra eden, sondajcıların ağzını açık bırakan, ‘’ sen dedem Brütüs’ü görecektin acaip hançerlerdi ‘’diyen zamane torunlar, adamsendeciliğin, kayırmaların kol gezdiği, galip gelenlerin zevkten dört köşe olduğu bir hayat…

Madem öyle buradan hemen yamuk konusuna geçelim. İsim de ne kadar mecaza müsait. Zaten hangi akla yamuk deyince geometrik bir şekil gelir ilk! Yapıyorum ironiyi o zaman; yamuk yapmak. Cümle içinde kullan evladım. ‘’ sen bana hayatımın en büyük yamuğunu yaptın Cevdet, beni aldattın’’. Bkz. Şekil A. Güven duygusunun  çeşitli sebeplerle azalması, Oğuz Atay’ın deyişiyle insanın insana tutunamaması, bir peynir parçası için tilkinin karganın lokmasına göz dikerek ona sesinin güzel olduğunu söylemesi, dostlar arasında karşılıklı güven esastır tezinin çürüyerek kefil olanların icralık olması gibi birçok sebepten ötürü, bir insanı diğer bir insana ‘’ o bana büyük yamuk yaptı’’ diye çekiştirdiğimiz bir haller silsilesi…

Zaten küçücük, ufacık tefecik olan bu dünyaya hiçbir dönemde sığamayan büyük insan, astronomik rakamlarla olsun, ‘’ efendim bizim etimiz ne budumuz ne’’ rakamlarıyla olsun, satın aldığı dairelerle kendilerini bir kutuya kapatıp iyice hapsoluyorlar. Sonra gelsin edebiyat gitsin edebiyat… ‘’Kare gibi dört duvar arasına sıkışıyorum, bunalıyorum, kendimi dışarılara atasım var ‘’ kendini hakikaten dışarı atıyor fakat pencereden, bilmem kaçıncı kattan salıveriyor kendini, üstelik bu bir Newton deneyi değil(!). Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki güvenlik ihtiyacı evresi buralara nasıl geldi? Dairelerin merkezi huzurdur, sevgidir. Bunların yıpranışı, erozyonu, tahrip olması maalesef ki istenmeyen sonuçlar doğuruyor. “Sevelim, sevilelim bu dünya kimseye kalmaz…”

Temelinde ‘’sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’’ mottosuyla hiç alakası olmayan bir vücut geliştirme deliliği. Sebebini hepimiz biliyoruz. Yok hayır, elbette kıskanmıyorum üçgen vücutlarınızı. Hatta yaz gelsin vücutlarınızı gözümüze sokabilirsiniz iyice. Tam pazu kısımlarınızın yanına, omuz bölgenize dövmelerinizi de yaptırın lütfen, yoksa hayatta beğenmeyiz! Estetik kişiler için değişkenlik gösterebilir. Geniş omuzlarınızla, kaslı vücutlarınızla kendinizi teşhir etmeniz size ve karşınızdakine daha albenili gözükebilir. Fakat bu esnada uğraş verdiğiniz şeyle haşır neşir olurken kafanızın içi tek tip çalışıyor ve boş denecek seviyelere geliyor. Bence beyin kaslarını geliştirmeli. Aksi; zaten toplumun geneline hızla yayılıp, insanları iyice yozlaştırıyor. Nasıl yayılıyor? İşte falancanın klibini gördün mü bacakları ne güzel, filancanın instagram hikayesini gördün mü p*posu harika, ötekinin adonisi, berikinin baklavaları…Fikri var mı? Neye hizmet eder? Vizyon ne? Misyon ne? Topluma karşı sorumluluk sahibi mi? Abi ne diyorsun ya, ne çok soru sordun.

Yok bi’şey…