Onmaz Bir Yar’a

Her gün olduğu gibi bugün de uyumadan önce somyasına oturdu.  Pencereye dirseklerini koyamadan parmağına somyasından çıkan bir çivi batmasıyla irkildi. Önce parmağını ağzına götürdü bu hareketini tükürüğüyle çizilen yeri ıslatması takip etti. Vazelin tadından başka bir şey hissetmedi.  

Gecenin sisine döndü:

“- Öyle ya. Dünyada olmak yaralanmaya sebep. Kabuk tutmaya yakın ama her defasında tırnak ucuna takılan onmaz bir yaradan başka şey değilim. “ dedi.

Uzun süre duraksadı.  Düşündü. Düşledi.

Uyumalı dedi.  Uyumalı ki zihninde yaptığı bu horoz dövüşünden kaçmalı. 

Acıyla uyuyamamaya alışmıştı ama aynı hisle uyanmak zehirli bir tümör ağrısı gibiydi.  

“-Uzun uzun beklemelerin sonunun geleceği bir sabah oluyor.

En azından böyle olmasını düşlediğim bir sabah.”

            Her gün tele konan bir çift kumru bugün biraz gecikti.  Sağdaki biraz daha gür bir sesle çağırıyordu türküsünü. Diğeri önce dinliyor sonra onu geçmeyen bir ses tınısıyla o da başlıyordu.  Sekiz beş çalışan bir memur gibiydiler.İmrenilen bir düzenleri ve huzurları vardı.  Varlıklı veyahut yoksul yeryüzünde imrenilesi tek varlık huzurlu insandı.  

Kumruların saadetine daha çok müdahil olmak istediği an ortadan kayboluveriyorlardı. Toroslar’a ıslık çalan bu çamların arasında dünyada hâlâ içini ısıtabilecek bir şeylerin var olabileceği inancına kapılıyor, onca insanın hatırlatamadığı insanlığını hatırlıyordu. 

Dünyayla olan bu komşuculuğu hiçbir zaman uzun sürmüyordu.  İnsan en çok kaçmak istediği yere aitti. Hepimiz gitmek istiyorduk. Ardımızda tüm gurbetliği bırakarak ait olduğumuz yere gitmek.  Gitmek isteyenler hep en uzun kalanlardı.  Ve en çok da intihar edenlerdi bu dünyaya tutkun olanlar.

“Gitmek.

Korkmak.

En çok da 

Ölmek. 

Zilyon kere tekrar ettikten sonra kendi iç huzursuzluğuma ve sis kaplı dünyama dönebilirim” . dedi.

Uzun süredir eline alamadığı kitabına uzandı ve altı çizili cümleyi defalarca okudu:  “Dünyadasın, işte bunun tedavisi yok.”