in

Paralel Evrendeki Bana Mektup

Sana ilk satırlarımı uyku dolu gözlerle yazıyorum. Günün tüm kiri, pası, soğuğu sinmiş gözkapaklarım kapanmak üzere. Üşüyorum. Hava -30 olabilir mi ? Olabilirmiş gibi çok üşüyorum.

Hissediyorsun eskisi gibi yazmadığımı, eskisi gibi bakmadığımı… Gözlerimi görmediğini söyleme bana. Görüyorsun ! Farkındasın kötü bir insana dönüştüğümün…

Kalbim kirlendi artık ve ben gözyaşlarımla temizlememek için dişlerimi kırarcasına sıkıyorum. Küçükken gittiğim Kuran kursunda öğrenmiştim. Her kötü duygu , kalpte siyah bir leke. Kalbim simsiyah olmuş kadar çok üşüyorum. Bir ağaç gövdesine sarılıp ağlayabilirim ancak. Yalnızca Tanrı silebilir gözyaşlarımı.

Ne demiştim? Siyah lekeler. Evet evet ! Etrafımdaki insanlar da tam olarak böyle. Siyah birer leke. Ben onlardan nasıl kurtulacağım, nasıl kirlenmeden sıyrılacağım ?  Artık çok geç mi dedin sen yoksa bana mı öyle geldi ! Hayır. Hayır !  Eskisi gibi mutlu olabilirim. Yalnızca Ruhum sizinki kadar sığ olmalı.

Akrep yelkovana her yaklaştığında ben biraz daha eriyorum. Tükeniyorum. Bitiyorum. Yumruklarımı duvara geçiriyorum ama içimdeki öfkeyi geçiremiyorum. Dün evimi mora boyadım. Evimin deniz manzaralı odasında kendimi astığımı gördüğünüzde şaşırmayın diye. Bak işte şimdi keyfim yerine geldi. E biliyorsun deniz manzarasını ne kadar çok sevdiğimi. Sakın beni o ipten indirmeyin ! İsa’yı gerildiği çarmıhtan kim indirmişti, söylesene. Kim indirdiyse gelsin o indirsin beni de. İsa’nın bedenin de açılan yaralar benim ruhumda zuhur buldu belki de. Evren bu kadar acımasız olabilir mi sahi ? Ey Muhammed nasıl oluyor da ağlayabiliyorum adını her duyduğumda, sesini hiç duymadığım halde ? Evren bu kadar hassas olabilir mi gerçekten ?

Gerçekler kadar soğuk ellerim. Hep soğuk. Ama korkak ya da ürkek asla. Ağlaya ağlaya doğruyu konuşan dudaklarım, dilim acıyor. Canımın yandığına üzülme. Bir şiir okurum ve tüm kanamalarım durur. Haritanın aşağısında barınanların akan kanı durur mu dersin ?

Tanrı en çok Afrika’daki çocuklarla saklambaç oynuyormuş. Biliyor muydun bunu ? Bilmiyordun. Çünkü sen her yağmur yağdığında ıslanmamak için koştun. Daha hızlı koştun. Oysa ben yağmur da sırılsıklam olmayı yeğledim. Çünkü yağmurda sırılsıklam olmak Tanrıyla dans etmekle eşdeğerdi. Gözyaşlarıma dokunuyordu. Onları silmek için düşüyordu her bir damla. O hissediyordu yalnız ağlamaktan yorulduğumu. Hiçbir ele güvenip gözyaşlarımı teslim etmediğimi… Aynalarla kavga etmekten paramparça olmuş avuç içlerimdeki acıları üfleyerek geçiriyordu rüzgarıyla. Belki de benden dilediği ufak bir özürdür bu. Yanlış yüzyılda yanlış coğrafyada yarattığı için..

Coğrafya kader değil coğrafya Allah’tır. Haritandaki acı ne kadar büyükse içindeki Allah da o kadar büyüktür. O büyüklük içine sığmadığında sen de evrene sığmaz taşarsın.

İsa’yı kim indirdiyse gerildiği çarmıhtan gelsin o çözsün boynumdaki ipi.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

Loading…

0