in

Romantik, Nostaljik ve Asi

1 yıldır bu günü bekliyorduk. İlk karşılaşmamız “Dörtyol Kültür ve Sanat Derneği”nde olmuştu. Ben o zaman yine bir röportaj için oradaydım. O da elinde ilk eseri “Yüreğimin Sesi”yle gelmiş, “Ben de Erzinli’yim toprağım” demişti. Hatay’ın Dörtyol ilçesinde yaşıyor ama aslen Hatay Erzinli. Yazmak hakkında birçok soru sormuş, beni ilgiyle dinlemişti. “Sizinle de röportaj yapmak isterim” dediğimde, “İkinci kitabım çıktıktan sonra yapabiliriz” demişti. Nihayet kitap çıktı; röportaj sözümü tutmak üzere kolları sıvadım. Röportaja hazırlanmak için yeni kitabı “Buradan Bir Kadın Geçti”yi henüz okuduğum esnada, şiirlerini nasıl bulduğumu sorunca, “Gözlerim doluyor” dedim. “Niye” dedi. “Çünkü duygularıma tercüman olmuşsun” cevabını verdim. Meselâ şuna bakın: “Bir battı çıktı var şuramda, tam sol yanımda. / Bıçak mı desem, hançer mi? / Acıyor içim acıyor, batıyor dikenli tel her yanımda. / Çuvaldız mı desem, iğne mi? / Dar geliyor her yer bana, kalbim sığmıyor kınına. / Aşk mı desem, özlem mi?” İçli ve hisli kalem Aysel Çınar Demirci’nin buna benzer çok güzel şiirleri var; yüreğe dokunan. Ama sadece gönül işiyle ilgili yazmıyor. Çocuk, doğa, yoksulluk, özgürlük temalı da kalem oynatıyor. Bana göre şiirler, şarkılar, türküler; ezilmişliğe, haksızlığa, ihanete, kalleşliğe karşı açılan isyan bayrağıdır, yakılan bir ağıttır zaten. Ezenler, sömürenler, hak yiyenler, terk edenler bu çirkefliği öven methiyeler düzmez ammavelâkin masum insanlar saf duygularını mısralara ilmek ilmek işleyip, acılarını ve isyanlarını dizelerler. Emekli hemşire olan Aysel Demirci, “Özgürlük” sözcüğünü dilinden düşürmüyor. “Çocukluğumdan beri özgür ruhlu bir insanım. Kimsenin etkisi altında kalmam. Kendi doğrularımda ısrarcıyımdır. Sağlık okuluna gittiğim yıl, okulun müdiresi yatakhanelerimizi değiştirmek istedi. Birbirini tanıyan kişileri bir araya getirip, beni yabancıların arasına gönderince, ‘Neden ayrım yapıyorsunuz’ diyerek isyan ettim, bağırdım. Tokat yedim iki tane de. Ağladım. Duvara sıkıştırdı beni, ‘Nasıl karşı geliyorsun’ dedi. ‘Ayrımcılık yapmayın’ diye bağırdım. Eşitlik ve özgürlükten yana bir insanım. Belki şimdi değil ama yıllar sonra beni herkes konuşacak. Kimileri, ‘Çok uçarıydı, aşırı özgürdü’ diyecek, belki de ‘Deliydi’ diyecek. Kimileri örnek alacak, kimileri takdir edecek” diyor. Şiirlerinde onun bu meziyeti bariz. “Bir Kadın Geçti Buradan” kitabındaki kadını kendisi olarak gördüğünü belirtiyor. Aysel ablayla geçirdiğim 4 saatten bayağı keyif aldım. Çok tatlı bir insan. Çevremizde onun gibi birkaç insan yaşasa ne güzel olurdu! Aysel Çınar Demirci’ye sanat yolculuğunda kolaylık ve başarı temenni ediyorum. İlhamı ve okuru bol olsun. Zihnine ve kalemine sağlık. Röportajın sonundaki kısa filmi seyretmeyi es geçmeyin lütfen!

Öncelikle yeni eserin için seni kutluyorum. Hayırlı olsun. 1 yıl önce seninle burada; Dörtyol Kültür ve Sanat Derneği’nde tanışmıştık. O gün bana ilk kitabın “Yüreğimin Sesi”ni hediye ederken, bir kâğıda yazmış olduğun kısa özgeçmişini ve sanat yolculuğunu anlatan bir de metin vermiştin. O kâğıdı ben saklamıştım. Bir gün röportaj yaparsak yararlanabilirim, diye. İşte o gün geldi çattı. O metnin sonuna, “Pembe Elbise” şiirini eklemişsin. Bu şiir, “Bir Kadın Geçti Buradan”ın 23’üncü sayfasında yer alıyor. Bana verdiğin kâğıda şöyle bir not düşmüşsün: “Yaşanılan her gerçekten bir şiir çıkardığım, yazmış olduğum şiirden anlaşılır. Bu şiirin benim için manevî değeri çok büyük.” Pembe Elbise’nin hikâyesini anlatır mısın?

4-5 yaşlarındaydım; güzel elbiseler, bağcıklı ayakkabılar giyen kızlara imrenerek bakardım. Bir akrabamın kızına teyzesi pembe bir elbise dikmişti. Tıpkı şiirde tarif ettiğim modelde o elbiseden giymeyi çok istedim. Geceleri ağlardım pembe bir elbise giyemediğim için. İçimde onun eksikliğini yaşayarak büyüdüm. İlkokul öğretmenim bile; soluk siyah önlüklü, lâstik ayakkabılı öğrencileri arka sıralara, bağcıklı kırmızı ayakkabı giyen öğrencileri ön sıralara oturturdu. Derste en çok onlarla ilgilenirdi. Bu durum beni hırçınlaştırır, içimden isyan ettirirdi. Saçları permalı güzel öğretmenimin ayrım yapması benim daha fazla içime kapanmama neden olurdu. Bir gün kendime; “Kır seni küçük gösteren aynaları. Hayallerini büyüt Aysel” dedim. O günden sonra hep farklı olma çabasına girdim. Düşüncelerimi her gün biraz daha büyüttüm. Elimdekilerle yetinmeyip, daima yukarılara tırmanmaya çalıştım. Kendimi yenileyerek içimdeki ezikliği yok ettim. Ortaokulu öz güvenli bir şekilde okudum. Artık kendime güveniyordum. Antakya kız yatılı sağlık okulunda 3 yıl başarıyla okudum. Bana göre kendimi ispatlamıştım. İyi bir kariyerim vardı. Çalışma hayatımda hep sevildim. İnsanların sorunlarına çareler arayıp, yardımcı olmaya çalıştım. Bazen onlarla güldüm, bazen beraber ağladım. Kimilerine abla, kimilerine kardeş oldum. Yüreğimde sevgiyle yaklaştım insanlara. Herkesi sevdim ayrım yapmadan. Herkes de beni sevdi, biliyorum bunu. Hayatımda hiç kimse için zerre kadar kin, nefret duymadım. İlkokul öğretmenimi bile affettim. Büyüdüm, evlendim. Doğan ilk kızıma o pembe elbiseden diktim. Kızım 3-4 yaşlarındaydı. Diz altı beyaz çoraplarını, kırmızı ayakkabısını, bebe yakalı ve etekleri kuşlu pembe elbisesini giydirince mutlu oldum. Sanki onu ben giymişim gibi; eskiden kalma bir eksiğimi kapattım. Bana öyle geldi. Hep giymek istemiştim ama bir türlü giyememiştim. Alan da olmadı zaten. Çocukluğum ne gül bahçesinde geçti, ne de karanfil… Gösterişli, zengin bir ailenin kızı değildim çünkü. 10 kuruş harçlıkla okula giden bir çocuktum. Bunun adı yokluktu.

Duruyor mu o elbise?

Yok eskidi, eskittik. Benim de olsaydı saklamak değildi amacım, eskiyinceye kadar giyecektim. Hani gezmeden gezmeye değildi. Öyle canım istiyordu, her gün giyecektim. O elbiseyi 38 yıl önce kızıma giydirerek o eksiğimi kapattım. Fakat yine de bu şiiri yazma ihtiyacı duymuşum demek ki; bu yaştayım, yine de yazdım. Onu unutmamışım, hâlâ içimde o eksiklik duruyor. Yazdığım birçok şiirde belki de ondan esinlendim.

Var var; birçok şiirinde entarili, ayakkabılı ögeler var.

Aynen, evet.

En içli, en hisli şiirlerin bence ayrılık ve hasret üzerine kaleme alınmış olanlar. Yarım kalmış bir beraberliğin tutkuya, kara sevdaya dönüştüğünü düşünmeden edemiyor insan. Yaşanılan her gerçekten şiir çıkaran usta bir kalem olarak mısralarına ektiğin duygulu sözlerin çıkış sebebini, daha başka bir ifadeyle kaynağını öğrenebilir miyiz?

Yarım kalan bir aşkım olmadı. Şunu belirteyim; hayal gücüm kuvvetlidir. Olmamış bir şeyi kafamda canlandırırım; bir hikâye gibi yazar, şiirler çıkarırım. Bunu hayal gücüme borçluyum. Özgür ve geniş fikirlere sahibim. Hayallerimi de hep önemsedim. Hayaller olmazsa olmaz. Hayali bitik bir insan bomboş yaşar. Yalnız şöyle söyleyeyim: Belki de o güzel şeyleri, aşkları, yaşanması benim için zor olan şeyleri yaşamak isteyişimden dolayıdır yazdıklarım.

Aysel abla, böyle söylüyorsun ama sosyal medyada enişteyle seni kadeh tokuştururken görüyorum, maşallah çifte kumru gibisiniz.

  • Röportajın devamını buradan okuyabilirsiniz…

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

İsyanın Kalemi

Sabahın güneşine sıcak bir simit adadım