in

Düşünüş

Günlerden sıradan denilebilecek türden bir gündü. Güneş daha doğmamış, kimse uyanık değilken sokak koca bir sessizliğe bürülüydü. Yatağından yavaşça kalktı ve masasına doğru ilerledi. Oturacak ahşaptan bir masa ve sandalyesi, cevaplanması gereken pek çok soru vardı. Önceki günün verdiği yorgunluk hâlen üzerindeydi. Yarı aksak bir şekilde yürüyor, masaya dayanmaya çalışıyordu. Birkaç saniye böyle durduktan sonra oturabildi. Camdan dışarıya yorgun argın bakmaya başlamıştı. Hava hafif aydınlık, sokak lambaları görevlerini layıkıyla yerine getirmeye çalışırcasına hala yanıyordu. Arada sokaktan geçen bir-iki kedi gözüne ilişiyor sonra onlar da gözden kayboluyordu. Evinde yalnızdı; kimse gelip gitmez, merdivenlerde karşılaştığı komşularıyla arasında kısa diyaloglar yaşanırdı. O, bu haline sevinirdi bazen. Düşünecek bolca vakti olmasına sebebiyet veriyordu bu durum. Fakat bedeni içten içe hastalanıyor, hala yaşıyor olduğunun bilinmesini istiyordu. Bir karşılık bulamayınca da odanın derin bir sessizliğe bürünmesine neden oluyordu. Yalnızlığının verdiği o sessiz sancı bir kez daha vücudunu sarıp sarmaladı. Uzaklara doğru dalıp giderken düşünmeye başladı. Gerçekten oluyor muydu tüm bu yaşananlar yoksa her şey bir aldatmacadan mı ibaretti. Nefes alıyordu belki ama bunu bir türlü anlamlandıramıyordu. Etten bir kafesin içindeymiş gibi hissederken dışarıya karşı hâlinden memnun bir tavır takınıyordu. İnsanlar belki de bunun farkına varamıyordu. Ailesi dahi farkında değildi bu çürümenin. Günden güne ölüyor, bunu durduramıyordu. Beceremiyordu insanlarla konuşmayı. Ne kadar isterse istesin meselelerini bir türlü sonuca erdiremiyordu. Bazı şeyleri kafasında bitirebilmesinin yolunun sessiz-sakin bir şehre taşınmak olduğuna karar kıldı. Bu sayede kafasını toparlayacak ve düzgün bir hayatının olmasını sağlayacak vakti olacaktı. İnsanlardan uzak, mütevazı bir yerde okuyacaktı üniversiteyi.

Yavaştan bavulunu hazırlamaya başladı. İçine kendine yetecek kadar kıyafet, kitaplar ve dizüstü bir bilgisayar koydu. Odasını gitmeden önce son bir kez daha havalandırmak istedi. Esen yeni bir rüzgâr, eski bir hissi tekrar tatmak demekti. Çıkması gereken saati beklerken odasında bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı. Bu sırada geçen gün yaşadığı bir olay aklına takıldı. Kendi yaşıtlarında bir genç ona saygısızlık etmişti. Düşüncelerine saygı duymuyor ve bunu söyleme cüretini kendinde buluyordu. O ise buna karşılık hiçbir şey yapmamış, kendini açıklamaya çalışmıştı. Yalnızca fikirlerini samimi bir şekilde dile getiriyordu. Aksi hâlde önemsemese neden konuşma zorunluluğu hissetsin? İnsanların dediklerine çok fazla takılıyor ve ciddiye alıyordu. Yine düşüncelerinin hararetine kapılmıştı. İnsanlar her şeyi bilmeyebilirdi ancak neden biliyormuş gibi bir tavır takınmak zorundaydılar? Neden kendilerini gerçekten dürüst bir şekilde göstermekten korkuyorlardı? Her şeyi apaçık ortaya dökmeleri gerekmezdi ama yerinde susmayı bilmeliydiler. İnsanoğlu çok bilmişti. Her konu hakkında bir yorumu, her yargı arkasında bir savları bulunurdu. Nitekim önem arz eden durumlar çoğunluğun konuştuğu konulardı. Bir kuşun kanat çırpması gibi basit bir olay onları etkilemezdi. Büyüklüğün sayıyla değil eylemle gerçekleşebileceğini bilmezlerdi. Onları yargılamıyordu naçizane kendi görüşlerini bildiriyordu dünyaya. Kendini bilgili biri olarak görmüyor yalnızca kendisini eleştirebilecek kadar cesur olduğunu düşünüyordu. Düşüncelerine fazla kapıldı ve vaktin geçtiğini sonradan fark etti. Hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Kapıyı açtı ve ayakkabılarını bağladı. Bavulunu da alıp yola koyuldu. Yol uzun ve bir o kadar da meşakkatliydi. Minibüsü bekliyordu durakta. Otobüs garına saatinde ulaşması gerekiyordu. Minibüs yaklaştı ve bindi. İnsanlar birbirleriyle iç içe suratları ise donuktu. Bir müddet bunun sebebinin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Belki bir kovulma belki de bir aldatılma yaşanmıştı. İnsanlar birbirlerine küs, kalpleriyse bir taş kadar katıydı. Olaylar bazen görünenden fazlasıydı. Kimin doğru veya kimin yanlış olduğuna karar verilemezdi. Çünkü tek bir doğru yoktu. Bazı istisnalar hariç. O bunları düşünürken minibüs gara ulaştı. Artık yolculuğuna başlama vakti gelmişti. Yeni yerler yeni insanlar görecekti. Kimini sevecek kimiyle karşı karşıya dahi gelmeyecekti. Bunların farkındaydı bunlar bilindik şeylerdi sonuçta. Sorgulamanın verdiği buruk mutlulukla uzun bir yolculuğa doğru ilk adımını attı…

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Sevdiniz mi?

35 Points
Sevdim Sevmedim

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIPHY App Key not set. Please check settings

Loading…

0