in

Televizyon Bile Hoşgörülüyken: Elveda Rumeli | İdil Erduran

Bazı diziler vardır ki hiç öyle bir beklentiyle açmış olmasanız bile bir nesle insanlığın en önemli değerlerini öğretirler. O diziyi kaç yaşında izlersen izle yine de bölüm bittiğinde kendine bir şeyler kattığını hissedersin. Kendi adıma konuşmam gerekirse, bugün insanları dinleri ve ırkları yüzünden ayırmıyorsam bunda ailemin bana öğrettiklerinin payı olduğu kadar Elveda Rumeli dizisinin de etkisi vardır.

NEYDİ ELVEDA RUMELİ?

Çoğunuzun Elveda Rumeli’yi bilmediğini veya basit bir dizi olarak hatırladığını farz ederek öncelikle sizlere diziyi kısaca özet geçmek isterim: Hikaye, 1800’lerin sonunda Osmanlı’nın da parçalara ayrılmasıyla Balkanlar’da başlayan bölünmeyi Sütçü Ramiz ve ailesi üzerinden anlatıyor. Balkanları parçalara ayırmak isteyen ülkeler tarafından desteklenen Bulgar çeteler ortamı alevlendirdikçe bu topraklarda kardeşçe yaşayan farklı dinlerdeki ve ırklardaki insanlar birbirine düşüyor. Dizimiz 83 bölüm boyunca Balkanlardaki ailelerin bu zorlu süreçlerden geçişlerini, dik durma ve hayatta kalma çabalarını anlatıyor.

PEKİ NESİ ÖZELDİ BU DİZİNİN?

Elveda Rumeli’nin görüntü kalitesini, yönetmenliğini veya set tasarımlarını savunamayabilirim. Yine de çekildiği dönem dizilere çok da bütçe verilmediğini hatırlatmak isterim. Oyuncuların başarılı ağızları, dizinin Makedonya’da çekilmesi sebebiyle gerçekçiliğinin kat be kat artması, manzaraları, komediyle drama arasındaki ince çizginin çok dikkatle kullanılması ve özellikle senaryonun arkasındaki fikirleri göz önüne aldığımızda, Elveda Rumeli benim için Türk dizi tarihinin altın taşlarından birine dönüşüyor.

FİKİRLERDEN BAHSETMİŞKEN…

Bu senaryonun arkasında çok güçlü fikirler olduğunu düşünüyorum: Aşk, dostluk, vicdan, kahramanlık ve korku. Rastgele bir bölüm açıp izlerseniz göreceksiniz ki bir hayatta yaşanan her türden olaya yer var karakterlerin hikayesinde, ne eksik ne de fazla. Sevdikleri ve düşündükleri için savaşan insanlar, bağımsızlık isteyen milletler, savaş istemeyenler, korkan halklar var.

Dizinin duruşunu göstermek için sizlere küçük bir replik yazmak istiyorum: “Tek bir Tanrı var, onu herkes kendine istiyor.”

Biz bu dizide Girit’teki saldırılar yüzünden suçlanan Hristiyan halkının camilerde güven altına alındığını da görüyoruz, Türk köylerine saldırıların yapıldığını da. Sarayın içinde yaşananlara da tanık oluyoruz, küçük bir köydeki aileye de, İttihat ve Terakki’nin eğitimli destekçilerinin ayak seslerine de. Bu da her tarihi dizi/filmdeki “Türkler her zaman haklıdır, bir savaşa girmişsek biz masumuzdur.” kanısının en baştan silinmesine ön ayak oluyor.

Balkanlardaki çatışmalara, günlük yaşamı ve aşkı engelleyen örf ve adetlere farklı eğitim düzeyinden, ırktan ve kültürden birçok karakterin gözlerinden bakabiliyoruz. Günümüzde, Hristiyan olduğu için Müslüman bir kızı evlat edinemeyen, dinini değiştirince öğrencilerini ve mesleğini kaybeden bir muallimin Pürsıçan’da bir okul açması ve mesleğine geri dönmesi hikayesi başlı başına bir dizi olabilecekken, Elveda Rumeli’de bu hikayeye sahip Alex, Sütçü Ramiz’in ortanca kızı Zarife’nin kocası. Alex ayrıca yukarıda okuduğunuz, dizi boyunca beni en çok etkilemiş sözün de sahibi.

DEMEM O Kİ…

Ben kendi dilimde kaliteli dizi ve film izlemeyi çok seviyorum. Fakat televizyonlardaki “aynı padişahın 1400’lerdeki versiyonu”, “aynı komedinin internetten çalınmış hali”, “aynı kızın kahküllüsü” veya “aynı oğlanın kaslı ve holding sahibi olanı” tarzı basmakalıp dizileri kastetmiyorum. Bazen insan The Crown veya Vikings izlemekten sıkılıyor, kendi kültürünün hikayelerini ve ürünlerini görmek istiyor. Eğer gün içinde hem gülmek hem de düşünmek isterseniz 1 saat 20 dakikalık bölüm süreleriyle Elveda Rumeli yardım eli uzatmış bekliyor.

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

Avatar Misafir Editör

Yazar heybedar

Heybedar Dergisi Yazı İşleri

Başka Liman

Biliyorum Sevgilim