Taşı sıksa suyunu akıtır Anadolu insanı, Anadolu insanınyüreğini sıksak gurbet hasretlik ve aşk

akar o yanık türküler bu yanık yüreklerin eseridir . Heybesinde çay heybesinde
patates taşıyan , at koşturan koyun gezdiren, tandırda ekmek pişiren bu insanlar
yare diyemediklerini türkü etmişlerdir , yüreklerine patates çuvalından,
kıtlıktan nice dertten ağır gelen bu yara türkü olmuştur ve her türkünün
elbette bir hikayesi de vardır.
Sevda, Özlem ve aşk en çok bu yüreklere yakışır.
Radyoda çalan o yanık türküden sonra Türk olduğuma ,
Anadolu olduğuma , bu toprakların bir ferdi olduğuma bir kere daha şükrettim.
Türk denince Batılıların ve diğerlerinin akıllarına bizim
savaşçı ve korkusuz kimliğimiz gelir elbette bu böyledir. Her savaş bir
ayrılık getirir radyoda çalan o Yemen türküsü hiç o acıyı yaşayan insanlara
şahit olmamıza rağmen hangimizi alıp yemene götürmez ki ..
“Ah o yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir.”
Yemen türküsü yemene gidip geri dönemeyen kahraman
Osmanlı askerlerine yazılmış bir türküdür. Yemene giden geri gelmezmiş bu böyle
bir gitmekmiş.
Kalanlara gidenin acısını yüklenmek düşmüş, dönemeyecek
olmayı bilmenin yükü gidene, bu nasıl büyük bir acı , nasıl büyük bir imtihan.
Fert fert bir acıyı taşımak mı zor gidenin ardından,
giderken herkesi bir gönülde ayrı ayrı taşımak mı diye sordum kendime .
İçimden bir ses herkesi ayrı ayrı taşımak dedi.
Kimisi onbeşinde anasına doymamış , kimisi yirmisinde
yare doymamış ,kimisi sevdiğini diyememiş yarine, kimisi evli çocuklu , her biri
ardında hurdahaş bir yara bırakıp gitmişler Yemen ellerine ,vatan için, ana için
yar için.
Ben bu sebebten türküleri ,gerçek bir acıyı taşıdıkları
için diğer müziklerden ayrı tutuyorum çünkü ben Anadoluyum , çünkü türküler
benim öz kimliğimdir , bu topraklardan filizlenen fındık kadar, çay kadar
bizimdir.