in

Yarım Torba Kömür!

Yeni mahallelerinde güzel karşılanmışlardı.

Necati’ nin taşınma kararı, çocuklarına daha güzel bir gelecek içindi. Osman, evin bahçesinde top oynuyordu. Bahçe kapısı çalınca kapıya koştu. Gelen babasıydı.

Necati:

“Ne yaptın oğlum?”

Osman:

“Anne! Evinin direği geldi!”

Necati:

“Al şu torbaları. Bu da topun! Gözünü seveyim üç gün dayansın.” Küçük kızı Burcu koşarak bahçeye çıktı:

“Babam geldi!” Necati, koşarak gelen kızını kucakladı.

“Nasılmış benim fıstığım? Abinle kavga ettin mi? Üzdü mü seni?”

“Beni kaleye geçirdi. Yüzüme top attı. Ağladım!”

Necati:

“Ne yaptın kardeşine?”

Osman:

“Kız uykusuzluk çekiyordu. Sayemde iki saat deliksiz uyudu.”

Meliha, yazmasını bağlayarak bahçeye çıktı.

“Hoş geldin! Neler almış babası kızıma?”

“Kızıma mamalar aldım! Süt aldım, yumurta aldım, meyve aldım!”

Meliha:

“Ee! Hani üç, dört çuval odun getirecektin?”

“Kamyonete mutfak dolaplarını yükleyip inşaata gönderdik. Mecbur yarın getireceğim.”

“Tüh!”

“Hiç mi yakacağımız yok?”

“Kalanları da sabah yaktım. Ufak tefek şeyler kaldı.”

“Yemeğimizi yiyelim de bir çaresine bakarız.” Torbaları alıp akşam yemeği için eve girdiler.

 

Yemekten sonra Necati bahçeye çıktı.

“Osman!”

“Efendim!”

“Şu sokakta bir dolanalım. Yakacak bir şeyler bulabilir miyiz, bir bakalım?”

“Tamam!” Necati ve Osman, bahçe kapısını açıp sokağa çıktı.

 

İki sokak dolaştılar. Ellerinde bir meyve kasası, iki kırık tahta ve yarım torba kömür ile eve döndüler.

Necati:

“Osman! Şu kömürü sobanın yanına götür. Ben de şu kasayı kırayım.” Osman, kömür torbasıyla eve girdi.

Necati, yerden aldığı taşla meyve kasasını kırmaya başladı. Meliha, bahçeye çıktı:

“Bulabildiniz mi bir şeyler?”

“Bulduk, bulduk! Çöpün yanına meyve kasası bırakmışlar. Onu aldık. Sokağın köşesinde de hurdacılar ateş yakmış ısınıyordu. Sağ olsun, onlar da yarım torba kömür verdi. Bu akşamlık idare ederiz.”

Meliha Kütahyalı’ ydı! Sevgisini gösterdiği zamanlar şivesi değişirdi.

“Ülen, aferin ülen sene!”

“Dur kız! Ne yapıyorsun?”

“Sen bize baba oldun da evimizi mi ısıtıyon len?”

“Yapma! Bak, odun kırıyorum.”

“Duğmazsam ne olurmuş?”

Necati, Meliha’nın elinden kurtulup eve doğru koştu. Meliha da, kocasını eve kadar kovaladı.

 

Küçük odanın ortasında soba yanıyordu. İki yer yatağı yapılmıştı. Birinde Meliha ile Necati, diğerinde Osman ile Burcu yatıyordu. Çocuklar uyumuştu. Necati, dış kapıyı kilitledikten sonra odaya girdi.

“Uf! Dondum, dondum!”

Meliha, odanın soğuduğunu farketti. Sobanın yanındaki yarım torba kömürü de ateşin içine attı.

“Gece donmayalım. Yavaş yavaş yansın.”

Necati, yatağın başucundaki saati 4.30’ a ayarladı.

“Sabah erkenden atölyede olmam lazım.” Yatağa yatıp yorganı üzerine çekti.

 

Saat 4.30!

Alarm çalmaya başladı. Oda dumanlarla kaplıydı. Dumanların arasından uzanan bir el saati susturdu. Elin sahibi bir itfaiye eriydi. Yangın söndürücü tüpünü alarak odadan çıktı. Bahçede bekleşen kalabalığın arasında kayboldu.

Evin bahçesi!

İtfaiye, polis, ambulans, komşular… Yerde iki kişi yatıyordu. Üstleri birer örtüyle kapatılmıştı. Polis memuru savcıya bilgi vermek için örtüyü kaldırdı.

“Baba ve kızı sayın savcım!” Savcı gerekli notları raporuna ekledi.

“Tamam, kapatabilirsiniz!”

Olay, polis kayıtlarına ‘karbon monoksit zehirlenmesi’ olarak geçmişti.

Ambulansın arka kapısı açıktı. Yüzleri kararmış anne ve oğul, tedavi altına alındı.

                                         -SON-

Yazar olmak için kaydolabilirsiniz. Yeni Gönderi Oluştur

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Sevdiniz mi?

Kendime Yabancı

En iyi Hint filmleri – (Bollywood sinemasının en yüksek puanlı filmleri)