Otobüse koşarken ardımdan gelen ıslık ve sesin hiçbir zaman görmediğim yüzü kutsaldır, tanımadığım bu yüzün sahibi kahramandır.
Niyet edip yetişmeye, koşarken aklında bir tek düşünce vardır, sonuçtan asla emin olmadığın halde. İşte bu halin fiili bir duadır. Kalbinden geçen kelimeleri Allah hiç tanımadığın, varlığından haberdar dahi olmadığın birinin dudağından dökülen bir  sesle duyması gereken kulağa ulaştırır.
Ve son durum o hali almıştır ki artık koşmana da gerek kalmamıştır, çünkü binmen gereken otobüs seni beklemektedir. Bu küçük hikâyede yaşamın şifresi gizlidir adeta. Önce niyet ile yola düşersin ve yol, sebeplerin o harikulade döngüsünde nasibine ulaştırır. Niyet etmek; bir şeyi yapmayı zihinde tasarlamak, yapmayı düşünmektir. Burada sırlı bir durum var. Oruç ibadeti için niyetin farz olmasının bir hikmeti yok mu sizce de? Öğrendiğimde çok şaşırdığım ve beni düşüncelere sevk eden bir bilgi de şu ki; bir hasta için doktora gitmeye niyet etmek şifadır. Halbuki doktorla henüz buluşmamış, nasıl oluyor, bu olağanüstü bir durum. Hasta şifa bulmayı diliyor ve yola çıkıyor. Hastanın hali bir duaya dönüşüyor. Niyet ediyor iyileşmeye, daha orada süreç başlıyor.
Ya sen iyi olmaya niyet ediyor musun? Ya da nelere niyet ediyorsun bir düşün, her niyet; bir yakarış, sessiz bir lisanla yaptığımız. Tüm yakarışları bir duyan ve hikmeti ile duyuran var, ister dilden dökülsün ister kalpte sırlansın. Yeter ki yola çık, niyetliysen hakikaten yürümeye yol da sana revan olur.