in

Yunus Meşe ile Röportaj: ”Yaşamak büyük bir hikâyedir”

Biz Yunus Meşe ismine aşinayız, tanıyoruz. Fakat yazarı kendinden dinlemek farklı bir şey. Yunus Meşe kimdir? Neler yapar? Nasıl biridir? Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Cevaplanması en zor sorulardan biridir bu. Yaşamım bu soruya cevap aramakla geçiyor. ‘Yunus Meşe kimdir?’ sorusuna. Sadece benim için geçerli değil bu durum. Çoğumuz yaşamımız boyunca bu soruya bir cevap arıyoruz. Bu sorunun cevabı da sürekli değişkenlik gösterecektir. 

Şimdilik Yunus Meşe, öykü yazan, çocuk edebiyatı ile ilgilenen, fotoğraf sanatı ile uğraşan; genelde öfkeli bir yapıdayken âşık olan ve sakinleşen, bu sakinliğini korumak için çabalayan bir adam. 

Öykü sizin için neyi ifade ediyor?

Öykü benim için dünya üzerinde yaşanan kötülüklere karşı durabildiğim bir sığınak. Bütün kötülükleri tek başıma yenemem. Ama öykülerimde iyi ve güzel olanı gösterebilirim. Kötü olanın da kötülüğünü aktarabilirim. Bu yüzden öykü benim için bir sığınak ve savaş alanı.

Yazma serüveniniz ne zaman ve nasıl başladı?

Yazma serüvenim lise ikinci sınıfa devam ederken Edebiyat öğretmenimin yönlendirmesiyle başladı. Kitap okumayı seviyordum ama yazmayı denememiştim o zamana kadar. Bir ödev kapsamında yazı hazırlamamı istedi. Yazabildiğimi gördüm ve devamı geldi. 

Neden öykü?

Bana olmak istediğim her şeyi olma imkânı sağladığı için öykü. 

Sizce bir insan sonradan öykü yazmayı öğrenebilir mi yoksa bu tamamen doğuştan gelen bir yetenek midir?

Öykü yazmak ve hikâye anlatmak birbirinden farklı şeyler. Çalışkanlık zekâ ile birleştiğinde öykü yazmak öğrenilebilir. Geliştirilebilir. Öykü atölyelerinden gelip çok iyi öyküler yazan isimler biliyorum. Herhangi bir atölyeden geçmeden, eğitim almadan çok iyi öyküler yazan isimler de biliyorum. Ancak hikâye anlatıcısı olmanın doğuştan gelen bir şey olduğunu düşünüyorum. 

Kitap çıkarmaya nasıl karar verdiniz?

Kitap çıkarmaya karar verme konusunda dergiler çok önemli bir basamak. Öykülerim nitelikli dergiler tarafından kabul görmeye, yayımlanmaya başladı. Yayımlanan öykülerle ilgili olumlu dönütler almaya başladım. Zaten kendi içimde de belirli bir olgunluğu yakaladığımı hissediyordum. Dergiler vesilesi ile gelen olumlu yorumlar süreci hızlandırdı. 

Bir kitap oluşturmak için bunlar yeterli değil tabii. Bir meselenizin de olması gerekiyor. Bu meseleyle ilgili konuşmak, bildiklerinizi hissettiklerinizi anlatmak için doğru yolu da bulmanız gerekiyor ek olarak. Bundan sonrası da- öykü adına konuşuyorum- kitap oluşturma sürecine taşıyor sizi zaten.

Yazmak isteyip de yazamadığınız zamanlar oluyor mu? Tabir-i caizse tıkandığınız, kelimeleri bir araya getiremediğiniz süreçlerden geçiyor musunuz? Bu durumu nasıl aşıyorsunuz?

Ben insanlar gibi kelimelerin de kaderi olduğuna inanıyorum. Eğer yazamıyorsam o hikâyenin var olma vakti gelmemiş demektir. Vakit geldiğinde hikâye dökülüyor zaten. 

Tıkanıklık kavramına inanmıyorum ama böyle bir durum varsa bile ancak sağlam bir okuma –beslenme- programı ile aşılabilir. Okuma sürecinde başkalarının kendileri ile ilgili hikâyelerini nasıl anlattığını, şahit oldukları gerçekliği nasıl yorumladıklarını görüyorsunuz. Bu da size yol gösteriyor.

İdolünüz olan bir yazar var mı?

Hem Türk edebiyatından hem de dünya edebiyatından tekrar tekrar okuduğum isimler var.  Yaşamları, dünya görüşleri ve politik tavırları umurumda değil bu isimlerin. Ama neler anlattıklarını ve bunları nasıl anlattıklarını önemsiyorum. Birkaç isim söyleyeyim.

Etgar Keret, Dino Buzzatı, Stefan Zweig, Ferit Edgü, Ahmet Büke, Sine Ergün

Yazarken sizi zorlayan şeyler nelerdir? Yarattığınız karakterlerle anlaşamadığınız oluyor mu?

Öykünün demlenme süreci beni zorluyor. Yazmaya karar verip öyküyü yazıya dökerken zorlanmıyorum. Oluşturduğum karakterle uyum içerisindeyiz. Çünkü onlar hikâyede benim derdimi okura taşımak için ordalar. İyisi de kötüsü de bunun için var. Bu sebepten anlaşıyoruz hepsiyle. 

Öykülerinizdeki karakterlere verdiğiniz isimleri rastgele mi seçersiniz yoksa bu isimler yakın çevrenizdekilerin isimleri midir?

Büyük ölçüde isim kullanmamaya gayret ediyorum. İsim kullanmam gerektiğinde de öykü atmosferine uygun isimler seçmeye çalışıyorum. 

Yazarken nelere dikkat edersiniz?

Yazdığım öykülerde, anlattığım hikâyenin inandırıcı olmasına ve metnin ritmine özellikle dikkat ediyorum. 

Öykü yazan gençlere bir öneriniz var mı?

Programlı, sistematik okumalar yapmayı ihmal etmesinler. Güncel gelişmeleri izlerken öyküyü bu güne taşıyanları da okusunlar mutlaka. Yazıyı küstürmemek için her gün tek cümle de olsa bir şeyler yazsınlar. 

En önemlisi, yaşamak, hikâyelerden oluşan bir bütündür.  Yaşamdan kopmasınlar.

Ankara’daki Palto Fanzin söyleşisine katılmıştım. Yanlış hatırlamıyorsam Recep Kayalı, kendi tarzımızı yaratmamızdan söz etmişti. Söylediklerini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum fakat ‘’Eğer insanlar benim öykümü okuduğunda ‘bunu Recep Kayalı yazmış’ diyorlarsa, kendi tarzımı yaratmışım, gerçek bir öykücü olmuşum demektir’’ gibi bir cümle kurmuştu. Bu cümleden yola çıkarak size şu soruyu sormak istiyorum: Kendi tarzınızı yarattığınızı düşünüyor musunuz?

Her yazar kendi sesini bulmak için çıkar yola. Yunus Meşe olarak, ne anlatmak istediğimi ve bunları nasıl anlatmak istediğimi gayet iyi biliyorum. Ancak bir tarz oluştu mu? Sorusunun cevabını eleştirmenler ve okurlar verebilir. Sözü onlara bırakalım.

Aynı zamanda öğretmenlik yapıyorsunuz. Öğretmen olmayı nasıl tanımlarsınız? Yazdıklarınızda öğrencilerinizden parçalar var mı?

Büyük sorumluluklar almak gerekiyor bu mesleği yaparken. Ben özel eğitim öğretmeniyim. İşin biraz daha zor olan kısmındayım yani. Bu yüzden çok daha büyük riskler ve sorumluluklar almam gerekiyor. Öğretmenliği başınızın üzerinde yumurta dolu bir sepet taşımaya benzetiyorum. Titiz ve dikkatli olmanız gerekiyor. Yaptığınız küçük bir yanlış geri dönülmez sonuçlar doğurabilir. 

Özel eğitime ihtiyaç duyan her çocuğun bir hikâyesi var. Bazıları yazılamayacak kadar acı, kötü.  Yazdıklarımı etkiliyor muhakkak. Çocuk karakterler üzerine kurulmuş öykülerim var. Kötü olanı gösterip iyi olana yönlendirmek istiyorum insanları bu öykülerimde.

Bir fotoğrafçı kimliğiniz de var. Peki çektiğiniz fotoğrafların öyküleri var mı? Fotoğraf karelerinden esinlenip öykü yazdığınız oluyor mu?

Bence hikâyesi olmayan şey hayattan düşer. Buna fotoğraflar da dâhil. Çektiğim her fotoğrafın bir hikâye barındırmasını istiyorum. Bir dönem fotoğraf öyküler başlığı altında, fotoğraf karelerinden yola çıkarak yazdığım öyküler olmuştu ancak bunu çok sürdürmedim. Çünkü fotoğrafa güçlü bir hikâye sığdırdığınızda, o hikâyeyi yazıya dökmenin anlamı kalmıyor. 

Takip ettiğiniz edebiyat dergileri hangileri?

Sadece öykü değil, öykü adına yaşanan gelişmeleri takip edip eleştiri yazıları yazmayı da seviyorum. Bu yüzden mümkün olduğu kadar ulaşabildiğim bütün dergileri takip etmeye çalışıyorum. 

PostÖykü, Öykülem, Muhayyel ve Dergâh takip ettiğim ve edilmesi gerektiğini düşündüğüm dergiler. 

Şu sıralar da özellikle takip ettiğim bir dergi var. Alandayız Dergisi. 2010 kuşağının önemli isimlerini bir araya getirerek çok kıymetli bir iş yaptılar. Umarım uzun soluklu olur. 

İzdiham dergiyle nasıl tanıştınız?

Bülent Parlak’ın sosyal medya paylaşımları ile dikkatimi çekmişti dergi. “Allah’tan başka her şeyden korkuyorum.” Paylaşımını unutamıyorum hâlâ. Sonrasında Ankara’da bir imza gününde tanıştık. Muhabbetimiz devam etti.

Palto Fanzin nasıl kuruldu? Ve neden isim olarak Palto’yu seçtiniz?

Palto Öykü’nün kurucularından biriydim. İstanbul’da A4 kağıdı üzerine aldığımız notlar ve yaptığımız basit çizimlerle başladı Palto Öykü macerası. Recep Kayalı ile birlikte karar vermiştik dergiyi kurmaya. Meşhur Palto öyküsü isim noktasında ilham olmuştu bize. “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” dedik biz de. Daha sonra yollarımız ayrıldı. 

‘’Her insanın mutlaka okuması gerek’’ dediğiniz bir kitap var mı?

Bir kitap değil pek çok kitap var aslında. Tek bir kitap ismi verme zorunluluğum varsa “Karamazov Kardeşler” diyorum. O kitapta yaşam adına aradığımız her şey var. 

Sait Faik gibi ‘’yazmasaydım deli olacaktım’’ diyor musunuz?

Yaşamım yazmaktan ibaret değil. Yazmasaydım deli olmazdım. Yazıya dökülmesi gerek şey de olgunlaşmayı bekleyene kadar kalabiliyor sizde. Sonrasında sizde kalsın isteseniz bile engel olamıyorsunuz. Çünkü insanlar gibi kelimelerin de kaderleri var. 

Okurlarınıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Yaşamak büyük bir hikâyedir. Güzel yaşamaya çalışsınlar. 

Son olarak, öyküyle dünyayı kurtarabilir miyiz?

Bunun mümkün olabileceğini düşünmüyorum. Dünyayı kurtarmak çok iddialı olur ama bir insanı kurtarabiliriz. Çünkü insanların yaralarını bilmiyoruz. Öykümüzdeki bir cümle hiç tanımadığımız, hiç görmediğimiz bir insanın yarasına merhem olabilir. 

Sevdiniz mi?

Melek Rada

Yazar Melek Rada

heybedar.com kitap editörü

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

İhtilal Melodisi | Ahmet Adanur

Emin Olduğum Şeyler Ve Kalbimin Trafik Problemi