5 yıl önce
Sâyeban*

- Maalesef yaşıyoruz bu hayatı tesadüfen
- Tesadüf müdür her şey yoksa var mıdır bu tesadüf içinde muhteşem bir uyum.
- Uyum denen şey nedir uyumsuzluğun büyüsü mü yoksa yanılsama mıdır ya da gözlerimizin bir oyunu mu?
Genç bir kız varmış, bundan yıllar yıllar önce falan değil tam şu an bugün. Tabi bugünden kast edilen yüzyılı merak edeceksiniz: 21. yy. Harika bir çağ bilimin teknolojinin imkanların nirvana olduğu bir çağ. Şöyle ki 17-18. yy kitapları okuyorsanız farkları algılamak kolay olacaktır. Ancak bu satırlarla buluştuğunuzda 23-24. yy’da iseniz anlamsız kaçar benim söylemlerim. Büyük olasılıkla göremeyeceğim, belki de görürüm. Kendimi dondurup bir umut uyanırsam bu mümkün olur. Gerçi bir sürü etik mesele falan var bu dondurma işlerinde öyle ha deyince olmuyor.
Var oluş amacımı sorguladığım günlerden biriydi. Bunu en çok yalnızlığımın derin dehlizlerinde değil, kalabalığın en bedbaht uğultusunda anlıyorum.
Şemsiyem elimde yürüyorum kulağıma yağan bu uğultu yağmurları eşliğinde sokakta. Bilmiyorum varlığımın amacını hala. Sorgulamayı kesmiş değilim ancak düşünülecek listesinde arka sıralara itiyorum…
İnsanlık fena bir ihtimali bir kere kendisine ufuk bilmesin; bir kere uçurumu görmesin. Bir daha ondan geriye dönemez. Onu giyinir. Kıymetli bir şeyiniz, iyi bir yazma, güzel bir gramofon, bir Acem halınız var mı, sakın onu satmayı bir imkân gibi düşünmeyin, evliyseniz eşinizi boşamayı, seviyorsanız sevdiğinize darılmayı bir kere olsun aklınıza getirmeyin. Sonra bu işlerden ne kadar çekinirseniz çekinin, mıknatıslanmış gibi, arkanızdan itiyorlarmış gibi onu yaparsınız, insan hayatında sakınmak yoktur. Hele kütle halinde, asla. Bir kere uçurum göründü mü, ölüm simsiyah diliyle konuştu mu? Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar
*Gölgelik. Ahmet Vefik Paşa’nın Lehce-i Osmani’sinde şemsiyenin açılımı olarak “ufak çadır, sâyeban, el çadırı” sözcükleri karşımıza çıkar.