Akisa don
A
aslıhan

6 yıl önce

YIKINTI

YIKINTI

Roman sayfaları arasına kaybolmuş bir ruha sahipsem,

Ne anlamı var ki Raskalnikov’un ?

Belki birlikte bir çay içerdik.

Ben çay kaşığı olurdum hayatın girdabında

Ordan oraya savrulan…

Sonra parayı altına yatırırdık

Insana verilen değerden daha hızlı arttığından

 isyan ederdik toprak ağalarına

Ben çiçekler toplardım,

Duvarları yumrukladığım ellerimle.

Topladığım çiçekleri

Hüznümle birlikte saksılara ekerdim

Arap Baharlarıyla büyürlerdi rengarenk

Büyüyemeyen çocukluğum gibi

Hiçliğe adını yazdırmış şairler gibi

Unutulup giderdik

Korkularımı bulutlara gömdüğümde onlardan kurtulduğumu sanmıştım

Beynimde şimşekler çakana dek

O’na söylemiştim gökkuşağı aslında dokuz renk

Bilmen gereken bir şey var, devletler yıkılır

Silahlar gömülür

Kaktüsler de ölür sevmezsen dikenleriyle

Ve hissetmek için

Beş duyu organına ihtiyacımız yok

Dudaklarını deydir acıma ve sus

Ben sessizce ölürüm ama Raskalnikov’un ayağı taşa takıldı

Ben yalnız da gömülürüm ama üstüme toprağı sen attın

Benim söyleyecek bir şeyim yok

Dişi yeni çıkmış bir bebeğin annesinin heyecanıyla

Baltaladılar heveslerimizi

Sonra İbrahimi bir edayla boynumuza astılar.

Sessizlikten yaptığımız heykelleri yıkıp,

Yerine avmler dikildi.

Hiyerarşik yapının en alt katından bakamadım

Hangi derebeylikten kaçıp da gelmiştin ?

Elinde bir bardak çay…

Benim avuçlarımda yıldızlar vardı

bir de mermi kovanları

Sıktığın her kurşunda, boğazımda düğümlenen devrim sloganları !

Senin topraklarında emperyalizim hakimdi.

Ben bir silah tüccarı…

Afrika’dan gelen umut elçileri gibiydi sözcüklerin

Ben o kara çocukların gözlerine bağlamıştım umutlarımı

O çocuklar öldü ! hikaye bitti.

Göğsümün penceresi monarşik bir rejimin

Yıkılışını izledi ardından.

0 0 0 2 dk okuma