8 yıl önce
Dündengelim | Ebiha Abak

Yüzüme nefsini vuran alengirli bakışlardan geldim. Tenimdeki pullar, deniz kızlarınınki kadar narin değil ve ben bir deniz kızı olmak için fazla katı bir beden üzreyim. Deri değiştirmemi gerektiriyor olanlar, dünden izler getirdim.
Kirlettiğim tüm kumsallarda birer leke gibi kaldı yaşam. Menşeleri kokuşmuş tabiatın koynunda emzirildi bakışlarım. Kıyafetime iğnelediğim tüm karakterlerden sorumluyum. Omuzlarımda değil dirseklerimde taşıdım dünyayı, bir öküzün boynuzunda salladım.
Pehriz verilmiş bir davadan çekip çıkardım yakalarımı. Boynumdaki dün izleri, hükmi kazaya zerre inadım olmayışındandır şüphesiz.
Anladım, idrak ettim ve nihayetinde buldum tümdengelimlerin bayatlamış kokusunu. Buldum, tattım ve bir dervişin teyemmümünde dillendi toprak.
Salsal, kimdin? Önceyi anlat.
Ben, geçmişten öteberi getiren korkak!
Kör talihler işittim, sağır tabirler.
Dilsiz külliyatlar okudum.
Hepsi zeyl olmuş kainatın durgunluğuna ılık ılık.
Hiçbiri anlatamamış ‘ben’ duygusunu hilkate. Kesif bir zehirden geldim aşa karılmış, halife katlinde içildiği.
Boğazıma yapıştı nefesler mezarlıklardan koşarak gelip. Bir cila gibi üzerine gezdirdiğim geçmiş zaman kiplerini dizdim türbe önü kaldırım taşlarına. Fatihalara kupalar kaldırıldı teker teker.
Öncelerden geldim. Bitmiş, yaşanmış ama süregelen önceler.
İlk değil bu el ayalarımda duran günah keçilerim. Köpürür henüz cezvede uzatılmış davalar ve yine tırnak aralarımda birikti beraatim.
Dünler işittim.
Dünler tattım tozlu raflarda kalan kırıntılarla.
Bir talaş kıvılcımında kirlettim üstünü yaşamın.
Tarihin entarisini yamaladım, Bağdat’a sürdüm tüm puşkin devrimleri.
Ve böylelikle içimdeki de Sovyet çığlık olsun, sür kuzeye atlıyı!
Fethedilemeyecek geçmişlerimiz olsun.
Bir yığın tecrübe, budur sancımın nihai inşası.
Kilimlerde boy göstermiş mazi-i mutlak. Küpürlerinde inkâr, küpürlerinde zinhar kutsanmayacak bir tutsak.
Dünlü bakışlardan geldim. Ardıma serptiğim çörek otlarından. İşte ensemde doğum lekesi. Bir kanıttır. Bir başkaldırış. Bir varoluşsal sancının, mührü gibi tahriş olur aşındıkça.
Dünün kaburgasında incinen kıkırdak kemiklerim, bir yarına daha hazır üstelik, bu cüretkârlık değil bu yüzsüz bir lezzet ehlidir.
Bir Kars soğuğu omurilik soğanımda. Bozkırlar dillenir bu ardımda kalan terbiyelerle. Ardımda kalan terbiyeler. Her biri dünü taşır umumi taşıtların dehlizlerinde. Her biri bitmiş, yaşanmış, süregelen terbiyeler.
Şimdi bir taç takarak saçlarına asumanın, ödünç aldığı tüm güzelliklerin seyrine muhatap olacak şüphesiz. Ve dün ve evveliyat geri soluklanarak giriş yapacak tahta kapılardan bugüne.
Şimdi, sûr’a üflerse İsrafil, herkeste bir yaşama telaşı. Önce kim sıyrılırsa dünden, o yetişecek yıkılışına galaksilerin.
Meczup bir ayyaş, ayak parmaklarımda kadeh gibi ince belli dün.
Alengirli şefkatlere denk geldim, kaçıramam aklımı. Sırası değil, çarkları durdurun!
Alengirli lafların cazibesine denk geldim. Aklımı kaçırmak için henüz dünüm hâlâ, dün lekeli cildim.
Zincirleme saf tamlaması kurulmuş bakışlarımın mescidine.
Titrediğin her soğuk, bir hutbe ısıtacak içinde. Ve tarçın renkli perdelerden bakacak dünya şuursuzluğuna. Adeseleri buğulu geçmiş hâlâ netlik iddia edecek geleceğe.
Takip edecek ve daima insanı dün, hiç nişanı gitmeyecek uzuvlarından sarkarak.
İlletli dünlerden geldim.
Zilletli bakışlardan. Amma zihnimin yaralarına merhem sunan tabibi reddecek kadar yüzsüz nakkaşın tekiyim hâlâ. Nakış nakış işledim esvabıma kiplerini geçmiş gramerin.
Yarına sağlıkla değil, dünlerle yürümenin hakkaniyetiyle, sarkık derimle, inatla.
Takunyalarımda bir istiğfar çilesi ile geldim. Zifiri karanlıkların geçmişe kaçan tonuyla.
Dünden lekeli bu cildim. Yine de yüzsüz, hissiz ama yurtsuzca bakabilirim geleceğe.
Ve görebilirim; her kişinin baktığı, er kişinin kör olduğu yarınlara.