7 yıl önce
Leylek | Vedduha

Koştum, koştum, koştum… Leylekleri izledim ve koşmaya devam ettim…
Beni kovalayan korkularımdan, sorumluluklarımdan, yüzleşmek istediklerimden kurtulacak olma düşüncesiyle uzun süre koştum… Ara sıra kafamı kaldırıp leylerin o uzun bacaklarına bakakaldım. Beyaz bedenlerine ve özgürlüklerine imrendim. Koşmaktan bıkıp uçma isteği doğdu içime. Neden olmasın! Evet, uçabilirdim. Dilersem uçabilir, hatta leyleklerle sohbete bile dalabilirdim. Yapmam gereken tek şey kendimi hayal gücümün rahat kollarına teslim etmekti. Bulduğum ilk kaldırım kenarına kıvrıldım ve kirli bedenimi, tozlu ellerimle kavradım. Kokan terime, ıslak çamurlu saçlarıma aldırmadım. Ayakkabılarım yoktu belki ama yarıklarla, kurumuş kanlarla süslü iki topuğum vardı. Üşümüş yorgun gözlerimi rüzgârın yardımseverliği ile hayal dünyama daldırıverdim. Demir gibi sıkı, sımsıkı gözkapaklarım sanki bir daha hiç açılmayacakmışçasına sert ve sitem doluydu.
Artık hayal dünyama girmiştim. Ayaklarım yine çıplaktı ama bu kez zengin çocuklarınınki gibi temiz ve kadifemsiydi. Saçlarım yıkanmış ve taranmıştı. Üstümde ince kıyafetler vardı ama havanın yumuşaklığından olsa gerek hiç üşümüyordum. Dudaklarımın susuzluğu, bedenimin yorgunluğu, kirli bedenim… Hepsi değişmişti. Temiz ve hafif hissediyordum. Yine aynı yerde, aynı kaldırım kenarında hayretle leylekleri seyrediyordum. Yazın habercisi; bembeyaz, özgürlüğüne düşkün leylekler bulunduğum şehre kısa bir süreliğine akın akın geliyorlardı. Ben gökyüzünü seyre dalmışken ayakuçlarımda hissettiğim kıpırtı, bir leyleğin dostluğuna haber veriyordu. Tam önümde duran ev reisi görünümlü iri leylek hayalimde bana gülümsüyordu. Ayaklarımı onun sırtına atıp keyifleniyordum. Leyleğim beni gökyüzünün ta tepelerine kadar çıkarıyor, türlü hareketlerle bana kahkahalar attırıyordu. Küçükken pamuk yığını sandığım ama beni gerçeklerle yüzleştiren silik bulut kümelerinin içinden geçiyorduk. Mutluluğum kat kat artarken, artık leyleğimin tepesinden inip ben de uçmak istiyordum. Ellerimi tutunduğum yerden bırakarak gökyüzünde dengede kalmaya çalışıyordum. Az önce üzerinde bulunduğum leyleğim gibi kanatlarım varmışçasına kollarımı çırpıyor fakat uçamıyordum. Yüreğimi derin bir korku ve kırıklık kaplamışken kendimi soğuk bir beton üzerine çakılırken görüyordum en son…
Ve gözlerimi hayal âleminden, gerçek âleme açıyorum. Rüzgâr şiddetlenmiş, ıslak bedenim titriyor. Bitkinim… Göz kapaklarım gitgide ağırlaşıyor, bu kez açılmayacakmış gibi hissediyorum. Son defa gökyüzüne bakıyorum. Yukarıda koca sürüden arda kalan tek bir leylek var. Sanki bana bakıyor. Beni çağırıyor ve tıpkı hayal dünyamdaki gibi gülümsüyor. Gözlerim kapanıyor, üşüyorum. Çok üşüyorum. Seyrek kış yağmurlarında sokakta kalakalmış ve ıslanmış bir çocuk, sokak çocuğuyum ben. Kirli bir bedenim var ama merak etmeyin, ak mı ak bir yüreğe sahibim.
Leyleğim beni bir kez daha çağırıyor. Göz kapaklarım usulca kapanıyor. Üşüyorum. Bir tekerleme düşüyor aklıma: Leylek leylek havada, yumurtası tavada…
Leyleğime gidiyorum…
Bu kez uçacağım, inanıyorum…